Bölüm 4
Yazar: matacoope

Şaşkınlıkla Frank'a baktım. “Ne?! Hayır! Onun aramasını veya ikinci bir randevu istemiyorum. Salak mısın Frank!?” Sesim korkudan dolayı incelmiş ve çatlayarak çıkmıştı. “Sadece o adamın kim olduğunu bilmek istiyorum!” “Bak eğer adamı bulmak istiyorsan onu hatta tutmak zorundasın tamam mı?” Yüzünde kurnaz bir gülümseme ile bana baktı. “Sadece onu biraz oyala yeter, adamın telefonunu takip etmeye çalışıyorum.” Ellerim stresle titredi ve Frank’a kınayan bir bakış attım. O adamla ikinci bir buluşma fikri beni çok geriyordu. Kim ölen bir kadının arabasını kullanıp, sahte isim kullanarak başkalarıyla flört etmeye çalışırdı ki? Frank omzunun üzerinden bana baktı. “Bana onun hakkında bildiğim tüm detayları söylemen lazım.” “Tamam.” Hafızamı yoklarken derin bir nefes aldım. “Adının Daniel olduğunu, yalnızlıktan korktuğu için askere girdiğini. Viktorya dönemine ait bir silah koleksiyonu olduğundan, ailesinin nehir kenarına yakın bir yerde evinin olduğundan bahsetmişti.” Frank sandalyesiyle birlikte dönerek, bana bağırmak için ağzını açtı. “Adamın asker olduğunu şimdi mi söylüyorsun amına koyayım? Adam yüksek biri olabilir dediğimde niye hiçbir şey söylemedin?!” “Çünkü panikledim ve unuttum tamam mı!” Şimdi ben de bağırıyordum. İki deli ellerini birbirine açmış, avazı çıktığı kadar bağırarak iletişim kurmaya çalışıyorduk. Frank boş pizza kutusunu bana doğru fırlattı. “Geri zekâlısın Anna.” Cevap veremedim. Frank’ın tepkisi sadece daha da gerilmeme ve korkmama sebep olmuştu. Sessiz bir şekilde beklerken, telefonum Frank’in masasının üzerinde titremeye başladı. Frank ileri uzandı ve telefonu alıp bana uzattı. Gözleriyle telefonu açmamı işaret ediyordu. İç çektim ve telefonu açtım. Daniel’ın sesi oldukça sıradandı. “Merhaba Anna. Eve ulaştın mı diye merak etmiştim, kusura bakma biraz geç bir saatte aradım.” İçimde büyüyen korkuyu bastırdım ve sesimin oldukça normal çıkması için çabaladım. “Evet eve ulaştım. Merak ettiğin için teşekkür ederim.” “Güzel.” Birkaç saniyelik garip bir sessizlik oldu. “Aslında şey için aramıştım.” Normalden oldukça yavaş konuştuğunu fark etmiştim. Kesinlikle bir tuhaflık vardı. Bakışlarım Frank’e kaydı. Frank bilgisayarında sürekli olarak Daniel’in numarasına arama üzerinden kilitlenmeye çalışıyordu, sandalyemi yavaşça Frank’ın yanına çekip ekrana bakarken, Daniel konuşmaya devam etti. “Yarın tekrar buluşmak ister misin?” Frank başını olumsuz anlamda salladı ve konuşmayı uzatmamı gösteren bir el işareti yaptı, onu bir şekilde oyalamamı istiyordu. “Aslında yarını beklememize gerek yok.” diye geveledim. “Nasıl yani?” dedi şaşırmış bir tonda. Gözlerim, Frank’ın ekranına tamamen kilitlenmişti. “Gece bara gidelim mi? Canım bira çekiyor ve kızarmış patates. Evet! Canım deli gibi kızarmış patates istiyor.” Frank hafifçe dönerek bana baktı. Dudaklarını oynatarak ses çıkarmadan ‘Batırıyorsun, sakin ol.’ dedi. Daniel hafif bir kahkaha attı. “Patates kızartması. Tamam, yarım saate gelip seni alırım.” “Hayır!” sesim bir anda yükselmişti. “Yani, şey ben gelirim.” “Anna saat geç oluyor, güvenliğinden endişelenmek istemiyorum.” “Ne yani, zayıf olduğumu mu düşünüyorsun?” “Hayır, onu demek istemedim.” Daniel bir anda daha savunmacı bir tavra bürünmüştü. Sanki ona beklemediği bir cevap vermiştim. O sırada Frank sonunda Daniel’in sinyaline bir saniyeliğine de olsa kilitlenmeyi başardı. Sinyalin konumunu haritanın üzerinde açtığında kalbimin sıkıştığını hissettim. Daniel şu an evimin önündeydi. Uzun süre sessizlik olduğu için Daniel tekrar konuştu. “Eee… Nerede buluşacağız o zaman?” “Sana mesaj atacağım adrese bir saat içinde gel.” Telefonu direkt olarak Daniel’ın suratına kapattım, cevap verdiğini bile duymak istemiyordum. Korku dolu bakışlarım adresimin önüne duran sinyale kilitlenmişti. Frank biraz arkasına yaslandı. “Sanırım eve gitmeyip buraya gelmen iyi bir hamleymiş.” İlk defa Frank’ı endişeli görmüştüm. Normalde hep şakacı ve ağzı bozuk bir tip olmuştu. Hayatta hiçbir şeyi umursamayan tiplerden de diyebiliriz ama şu an o da…