13.Bölüm Hayeller Ve Hayatlar
Yazar: Selen Can

“Hayat kendini gizemli şekillerde gösterir.” “Koşuyorum. Neden koştuğumu bilmiyorum ama durursam bir şey olacakmış gibi hissediyorum. Etrafım karanlık, sadece uzakta titreyen sarı bir ışık var. Nefesim kesiliyor, göğsüm yanıyor. Birden o ışığın altında birini görüyorum. İnce, tanıdık bir siluet. “Anne?” diye fısıldıyorum. Bana bakıyor ama yüzünü seçemiyorum. Elini bana doğru uzatıyor. Tam ona doğru koşacakken ayaklarım ağırlaşıyor. Sanki yere çivilenmiş gibiyim. Ne kadar zorlasam da ilerleyemiyorum. O sırada arkamdan bir ses geliyor. Yavaş, sürünen ayak sesleri… Yaklaşıyor. Tekrar anneme bakıyorum. Bu sefer sesi geliyor: “Çabuk…” Ama ben hareket edemiyorum. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyor. Arkamdaki ses tam kulağımın dibine geliyor. Soğuk bir nefes enseme değiyor. Tam o anda annemin yüzü bir anlığına aydınlanıyor… ve gözlerinin bomboş olduğunu görüyorum. İçimden bir çığlık kopuyor.” O sırada aniden yerimden sıçrayarak uyandım Nefes nefeseydim ve kalbim deli gibi atıyordu. Perdenin arkasından sızan ışığa baktım. Her şey sessiz. Ama hâlâ ensemin arkasında o soğuk nefesi hissediyordum. Elimle terlemiş yüzümü kapatarak sakinleşmeye çalıştım bu sıralar kabuslar benzerleri ile çoğalıyordu. Kendime gelince ayağa kalktım bugün işe öğleden sonra gidecektim o yüzden fazla bir acelem yoktu. Kalkıp tuvaletteki işlerimi hallederek üzerime sporcu taytım ve sporcu atletimi giyindim. Anka’nın tasmasını da alarak aşağı kata indim. Anka her sabah onu yürüyüşe çıkardığımı bildiği için hazır vaziyette kapının önünde bekliyordu. Salona göz ucuyla baktığımda ilk gözüme çarpan kişi Emre olmuştu. Çok derin bir şekilde uyuyordu aynı şekilde babamda. Sinan zaten top patlasa uyanmazdı. Odasının kapısını kapatır üstüne siyah perdeleri çeker öyle uyurdu. Antrede unuttuğum kulaklığımı kulağıma taktım. Anka’nın tasmasını da bacaklarından geçirerek giydirdim. Birlikte bu şekilde hem vakit geçirmiş oluyorduk hem de enerji atıyorduk. Bugün Eda cinayetini sonuçlanmasını planlıyorum çünkü aklımda cinayete yönelik bazı şeyler netleşmiş durumda. Anka ile parka vardığımızda onun rahat hareket edebilmesi için tasmasını çıkardım. Zaten çok akıllı bir köpek olduğu için dışarda tasmaya ihtiyacı yoktu. O parkın içinde sağdan sola koşuştururken bende onu izledim. Yanıma aldığım topu ona doğru attım, Anka’nın en sevdiği oyun topla oynamaktı. Bir saat dışarda durduktan sonra eve doğru birlikte yürümeye başladık. Kapıyı açarak Anka’nın geçmesi için bekledim. “Anka kızım güzelce oynadın mı anne ile?” sesin sahibi Sinan’dı Anka cevap karşılığı havlamakla yetindi tam üst kata çıkacağım sırada Babamın sesiyle durdum. “İdil kızım dün için çok özür dilerim.” Hiçbir cevap vermeden yukarı kata çıktım. Ellerimi yıkayıp üstümü değiştirdikten sonra tekrar aşağı indim. Mutfağa girerek Kahvaltı hazırlamaya başladım. “Günaydın, gerçi sana gün aydı mı bilmiyorum ama.” Arkamdan gelen ses Emre ye aitti. Kafamı kaldırarak ona baktım, tezgâha sırtını dayamış bir şekilde beni seyrediyordu. Ona da hiçbir cevap vermeden kahvaltı hazırlamaya devam ettim. “Konuşmuyoruz bugün anlaşıldı.” Galiba dağ evime gitme vaktim çoktan gelmiş de geçiyordu, gerçi oraya gitsem de bana huzur yoktu. Kahvaltı hazırlama işlemini bitirdikten sonra Emre’ye baktım evet hala aynı pozisyonda beni izliyordu. “Kahvaltınızı yaptıktan sonra burayı güzelce toplayın ben çıkıyorum.” Tam mutfak kapısına doğru yönelmiştim ki Emre kolumdan tutarak beni durdurdu. “Nereye böyle küçük hanım?” Kolumu sertçe çekerek ona baktım. “Bu seni hiç ilgilendirmez.” Sinirim kesinlikle Emre’ye değildi tamamen babamdan kaynaklıydı. Kapının girişinde Sinan’ı gördüm. “Nere böyle İdil?” artık sinirlenmeye başlıyordum. “Size hesap vermek zorunda mıyım ben ya? Nereye gidiyorsam gidiyorum sizene!” Sesim fazlaca yüksek ve sinirli çıkmıştı. Kapıyı çarpıp çıktığımda sinirden burnumdan hızlıca soluyordum. Arabaya binerek İpek ile konuşmak yanına gittim. İpek beni görür görmez koşarak boynuma sarıldı. Bende ona sıkıca sarıldım. “Hoş geldin ballı tur…