10.Bölüm Mektup
Yazar: Selen Can

Elimde tutuğum mektup kimden, nereden geldi hiçbir fikrim dahi yoktu. Bunu öğrenmenin tek yolu mektubu okumaktı. “İdilim, canım kızım, benim küçük meleğim.” İlk satırı okumamla mektubu kimin gönderdiğini anlamıştım. Annem Sena Yılmaz… Ama nasıl olurdu? Sakinliğimi koruyarak mektubu okumaya devam ettim. “İdilim, canım kızım, benim küçük meleğim. Bu mektuba nasıl başlayacağımı hiç bilmiyorum. Başlasam nasıl bitireceğimi de. Ama bir noktada başlamam gerekiyor. Şuan neredesin, neler yapıyorsun, meslek sahibi oldun mu, neler yiyorsun, neler içiyorsun, baban iyi mi? Bu bütün soruların cevaplarını umarım en yakın zamanda alırım. Ben bu mektubu yazarken sen 13 yaşına girmiş olmalısın. Her gün büyüyor ve her gün başka bir çocuk oluyorsun. Senin o anlarını görmek için her şeyimi verirdim. Sen büyürken, genç bir kız olurken yanında olamadığım için çok özür dilerim kızım. Benim nerde, nasıl olduğumu merak ediyor olmalısın. Merak etme seni bulduğum zaman her şeyi anlatacağım. Ben gayet iyi durumdayım. Bu mektup olurda eline geçerse bil ki ben çok uzaklardayım. Ama uzakta olmama rağmen hala seni arıyorum, nerede olduğunu. Sen 10 yaşındayken ortadan bir anda kayboldum. Beni öldü olarak bildin. Fakat ben yaşıyorum ve seni bulmadan ölmeye hiç niyetim yok. Sen bu mektubu kaç yaşına gelince eline geçer okursun bilmiyorum ama bu satırları okurken ki gözyaşlarını hissedebiliyorum. Ağlama güzel kızım benim, kavuşmamız yakındır inan bana. Bilmediğin ama öğreneceğin o kadar çok şey var ki hayatta, tıpkı benim her an öğrendiğim gibi. Tanıdığın iyi insanları sakın kaybetme. Çaresizliği de öğreneceksin elbet, ama bunun ilacını da kendin bulacaksın. İyi dostlar, güzel hatıralar, ailen, öğretmenlerin, belki o çok isteğin mesleğin, kitapların, bunların hepsi sana ilaç olacak belki. Vazgeçme bu hayatı yaşamaktan. Acı da çekeceksin elbet, çok defa ağlayacaksın. Boş vermeyi de öğreneceksin korkma. Yavaş yavaş satırlarımın sonuna gelmeliyim. Senin o kokunu, gülüşünü asla unutamıyorum. Seni çok özledim be kızım. Sana söz veriyorum annen seni bulacak, nerede olursan ol. Son kez demek istediğim bir şey var. Baban hakkında bazı şeyler öğrendim fakat bunların doğruluğundan emin değilim. Bir gün olurda seni bulursam o zaman gerçekler açığa çıkar. Seni çok seviyorum ballı turtam, seni annen çok seviyor.” SEMA YILMAZ Satırın sonuna geldiğimde hiçbir şey düşünemiyordum. Sadece istemsiz gözümden akan yaşları hissede-biliyordum. Sanki zaman durmuş gibiydi, hareket edemiyordum, konuşamıyordum, öylece kalakalmıştım. İpek yanıma gelerek beni sarstı fakat yine hiçbir faydası olmadı, öylece mektupla bakışıyordum. Kafam çok karışmıştı, ne düşüneceğimi bilmiyordum. İpek elimden mektubu alarak okumaya başladı. Mektubu indirerek yüzüme baktı, bense tepkisiz sadece onu izliyordum. Öyle kaç dakika bakıştık bilmiyorum ama en sonunda İpek kendine gelerek yanıma yaklaştı. Yüzümü avuçları arasına alarak gözyaşlarımı sildi. Alnımdan öperek bana sıkıca sarıldı. Sanki bana sarılmayı bıraksa bir yapboz parçası gibi dağılacaktım. Artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Annemin bana yıllar önce göndermiş olduğu mektup. O yaşıyor buna seviniyorum, o ölmemiş mutluyum. Aklıma çok tuhaf bir şekilde tek bir soru geldi. Eğer annem yaşıyorsa onun mezarında kim yatıyordu? Annem öleli tam 12 yıl olmuştu ve bu mektup bana 9 yıl sonra ulaşıyordu. Bunun cevabını öğrenmek için Antalya’ya gitmem gerekiyordu. Fakat şu an bunun için hazır olup olmadığımdan emin değildim, ben artık hiçbir şeyden emin değildim. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. Elim buz kesmişti, dilim, damağım kurumuştu, hareket edemiyordum, kaskatı kesilmiştim. Ağızımdan tek bir kelime bile çıkmıyordu, çıkamıyordu. İpek benden ayrılarak yüzüme baktı. “Bunu babana söyleyecek misin?” diye sordu. Kendimi toparlayarak hızlıca ağaya kalktım. “Benim bir babam yok!” diye bağırdım İpek’e. “Benim bir babam yok, keşke annem yerine o gitseydi, o ölseydi!” Göğüsüm sıkışıyordu, gözlerim kararıyordu. Ne İpek’in dediklerini duyuyordum nede etrafı görebili…