3.Bölüm
Yazar: Mel D.

*** Damla otele döndüğünde duş alıp hazırlanmak için düşündüğünden çok daha az vakti kalmıştı. Saçlarını açtı. Duşa girdi. Çıktığında telefonda Bilge’den dört, Öykü’den iki, Fulya’dan ise yalnızca bir mesaj vardı. Neredesin? Damla ekrana baktı. Geliyorum. Fulya’nın cevabı hemen geldi. Bu mesajı bugün ikinci kez alıyorum. Damla güldü. Telefonu yatağa bırakıp elbisesine uzandı. Hardal sarısına çalan iki parçalı elbisesini giydi. Saçlarını topladı, kahküllerini ve yüzünün iki yanındaki birkaç ince tutamı serbest bıraktı. Aynaya son kez baktı. Sonra çıktı. Düğün yerine geldiğinde hava kararmaya başlamıştı. Işıklar yanmış, masalar dolmuştu. Damla kalabalığın arasından Fulya’nın yanına geçmeye çalışırken Ali onu gördü. Sarı elbise teninde neredeyse altın gibi duruyordu. Omuzlarını açıkta bırakıyor, belinde hafifçe daralıyordu. Saçları düzgün bir topuzla toplanmıştı ama kahkülleri yine alnındaydı. Kalabalığın arasında ilerlerken sakin ve kendinden emin görünüyordu. Ali bakışlarını çekti. Yanındaki adamın söylediği bir şeye başını salladı. Sonra istemeden yeniden Damla’ya döndü. İkinci bakışı ilki kadar kısa sürmedi. Tam o sırada Damla da onu fark etti. Bej bir takım elbise giymişti. Beyaz gömleğinin yakası açıktı, kravatı yoktu. Takımın düzgün kalıbı geniş omuzlarını ve uzun boyunu daha da belirginleştiriyordu. Yüzündeki belirgin çizgilerle şakaklarına karışan kırlar ona sertlikten çok kendine özgü bir ağırlık veriyordu. Damla’nın bakışı yüzünden omuzlarına, oradan yeniden gözlerine çıktı. Bir an gereğinden uzun kaldı. Ali bunu fark etti. Damla da fark edildiğini anlayınca gözlerini başka yöne çevirdi. Can bütün bunları birkaç metre öteden gördü. Önce Ali’ye, ardından Damla’nın uzaklaştığı tarafa baktı. Gündüz birkaç kez onları aynı yerde gördüğünü şimdi hatırlıyordu. O anlarda üzerine düşünmemişti. Zaten sabah kendi adını unutacak kadar gergindi. Ama şimdi... Can Ali’nin yanına geldi. “Abi.” Ali ona döndü. “Efendim?” Can bakışlarıyla Damla’nın gittiği tarafı işaret etti. “Tanıştınız mı?” “Hayır.” “Bütün gün?” “Can.” “Ne?” Ali onu tanıyordu. O ifadeyi de tanıyordu. “Bir şey yapma.” Can’ın yüzünde son derece masum bir ifade belirdi. “Abi, bugün benim düğünüm.” Ali sustu. “Başka işim gücüm var zaten.” Can arkasını döndü. Ali rahatlamaya fırsat bulamadan Can seslendi. “Damla!” Ali gözlerini kapattı. Can güldü. Damla birkaç adım ileride durup döndü. “Efendim?” “Bir gelsene.” Damla yanlarına yürüdü. Can, Ali’ye kısa bir bakış attı. Yüzündeki masum ifade hala yerindeydi. Sonra Damla’ya döndü. “Tanışmadınız mı siz?” Damla Ali’ye baktı. Ali de ona. “Hayır,” dedi Damla. Can elini Ali’ye doğru uzattı. “Ali abi.” Ali başını hafifçe çevirip Can’a baktı. Can bu kez gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Sonra Damla’yı gösterdi. “Damla.” Damla gülümseyerek başını eğdi. “Memnun oldum.” Ali de aynı sakinlikle karşılık verdi. “Ben de.” Damla elini uzattı. Ali elini tuttu. Tokalaştılar. İkisi de ellerini bırakmak için aynı anda hareket etti. Ama nedense bir an geciktiler. Belki bir saniye. Belki daha az. Damla bunu ilk fark eden oldu. Parmaklarını yavaşça geri çekti. Ali’nin bakışları kısa bir an ellerine indi. Sonra yeniden Damla’ya baktı. “Sabah...” dedi Damla. Ali’nin bakışında çok hafif bir değişiklik oldu. Tam o sırada nikah memurunun sesi duyuldu. “Şahitlerimizi de alabilir miyiz?” Damla sustu. Can’ın yüzündeki gülümseme büyüdü. “Damla.” Damla ona baktı. “Görev.” Damla başını iki yana salladı. Sonra Ali’ye döndü. “Sonra.” Ali’nin yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Sonra.” Birlikte nikah masasının olduğu tarafa yürüdüler. Can birkaç adım arkalarında kaldı. İkisini de bir an izledi. Sonra nikah masasına doğru giden Fulya’ya baktı. Gülümserken “Sonunda” diye mırıldandı. *** Nikahın ardından müzik yeniden başladığında pist bir süreliğine yalnızca Fulya ile Can’a kaldı. Damla, nikah masasının hemen yanında durmuştu. Ali de birkaç adım ötesindeydi. Şahitlik için yan yana geldikleri yerden henüz tam olarak dağılmamışlardı. Fulya başın…