Aklımda Kalan
Yazar: vera

İnsan birini tanımaya başladığını ne zaman anlardı, bilmiyordum. Adını bildiğinde mi? Hangi sırada oturduğunu ezberlediğinde mi? Yoksa kalabalığın içinde onu aramadan gözlerinin onu bulmasına alıştığında mı? Ben üçüncüsünde olduğumu henüz fark etmemiştim. Sabah sınıfa, Ece Yusuf’u okula gelirken görmek ve sanki tamamen tesadüfen okulun kapısında karşılaşmışız gibi yapmak istediği için daha kargalar ötmeden gelmiştik. Çantalarımızı hemen sıralarımıza bıraktık. Sınıfta henüz kimse yoktu. Zaten olsaydı bu kadar rahat konuşamazdık. Bunun verdiği rahatlıkla çantasını sıraya bırakır bırakmaz bana döndü. “Kanka, gördün değil mi? Bana baktı ve yol verdi.” “Evet Ece, çünkü aynı anda kapıdan geçiyordunuz.” “Hayır, ama bana baktı.” “Baktı.” “Sonra yol verdi.” “Ece, kapıdan geçebilmen için yol vermesi gerekiyordu.” Bana birkaç saniye ciddi ciddi baktı. “Sen hiçbir şeyi anlamıyorsun.” Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. “Tamam, tamam. Kesinlikle sana özel bir hareketti.” “Dalga geçme.” “Geçmiyorum.” Kesinlikle geçiyordum. Biz böyle konuşurken birden kapı açıldı. İkimiz de kapıya doğru döndük. Fatih gelmişti. Fatih’in geldiğini görünce Ece’ye doğru döndüm. İyi de bu kadar erken saatte okulda tek başına ne yapıyordu ki? Çok sorgulamadan tekrar Ece’ye döndüğümde telefonuyla ilgilendiğini gördüm. Tam ben de telefonumu çıkaracaktım ki arkamdan ismimi duymamla gözlerim yeniden ona kaydı. Fatih çantasını sandalyesinin yanına bırakmış, telefonunu elinde tutuyordu. “Lal.” “Efendim?” Fatih başıyla Ece’yi işaret etti. “Yusuf geldi mi?” Ece’nin başını kaldırmasıyla ona baktım. Yüzündeki ifadeyi görünce Fatih’in sorusunun aslında Yusuf’tan çok Ece’nin tepkisiyle ilgili olduğunu düşündüm. Sanırım Ece’nin Yusuf’tan hoşlanıp hoşlanmadığını anlamaya çalışıyordu. “Niye?” dedim, Ece’den önce. Fatih omuz silkti. “Öyle, merak ettim.” O an konuştuklarımızı duyduğunu fark ettim. Artık buradan kurtaramayız üzgünüm Ece. “Sen de mi sabah sabah Yusuf’u bekliyorsun?” Gülmeye başladı. “Yok. Ece bekliyor diye sordum.” “Ben beklemiyorum,” dedi Ece hemen. Fatih bu kez ona baktı. “Tamam, beklemiyorsun.” Sesinde öyle bir gülümseme vardı ki Ece’nin söylediklerine inanmadığı belliydi. “Gerçekten beklemiyorum.” “Tamam Ece, bir şey demedim. Sakin.” Ece bana dönüp gözlerini devirdi. Ben de gülmemek için önüme döndüm. Fatih birkaç saniye daha bizim yanımızda durduktan sonra kendi sırasına geçti. Ben telefonumu tekrar elime aldım. Ama nedense aklımda onun sorduğu tek bir soru kalmıştı. Yusuf geldi mi? Acaba bunu neden sordu? Sadece Ece’yle dalga geçmek için miydi, yoksa bildiği bir şey mi vardı? Belki de öylesine sormuştu. Sonuçta az önce Ece’yle konuştuklarımızın bir kısmını duymuş olması da mümkündü. Ben bunları düşünürken sınıf yavaş yavaş dolmaya başladı bile. Ece ise hâlâ biraz önceki karşılaşmayı düşünüyor olacak ki telefonunun ekranına bakıp duruyordu. “Ben sana bir şey söyleyeyim mi?” dedi birden. “Evet?” “Bence gerçekten bana baktı.” Gülmemek için önüme döndüm. “Ece, bunu zaten en az üç kere söyledin.” “Ama sen anlamıyorsun.” “Tamam, baktı.” “Bir de yol verdi.” “Onu da biliyorum.” Gülerek başını sıraya koydu. Ece, Yusuf’tan hoşlandığının sınıfta duyulmasını istemiyordu. Bu yüzden onunla ilgili konuşurken sesini düşürüyor, etrafta biri varsa hemen konuyu değiştiriyordu. Ben de bunu bildiğim için daha fazla üstelemedim. Sınıfın dolmasıyla konuşmamız da yavaş yavaş dağıldı. Herkes kendi yerine geçiyor, bir yandan da sabahın ilk dedikoduları dönmeye başlıyordu. Ben çantamdan defterimi çıkarırken gözüm istemsizce Fatih’e kaydı. O da yerine oturmuştu. Az önceki sorusu hâlâ aklımda dönüp duruyordu. Yusuf geldi mi? Belki gerçekten sadece Ece’yle dalga geçmek istemişti. Belki de bizim konuştuğumuzu duymuştu. Belki de bunun altında hiçbir şey yoktu. En mantıklısı sonuncusuydu. Ben yine de nedenini merak etmekten kendimi alamadım. Çünkü söylediği şey o kadar basitti ki, kafamda bir mantık çerçevesine oturtmaya çalıştıkça daha da anlamsızlaşıyordu. Sonunda düşünmeyi bıra…