O Sabah
Yazar: vera

Onu ilk fark ettiğim günü hatırlamıyorum. Bazı günler vardır; hayatının değiştiğini anlarsın, hissedersin. Bazılarıysa hayatında köklü bir değişiklik yapmasına rağmen fark etmekte zorlandığın günlerdir. Sanırım benimki ikinci türdendi. Yine her zamanki gibi Ece'nin ısrarıyla odada en son ben uyanmıştım. Sınav haftasının başlamasına az kaldığı için gece geç saatlere kadar ders çalışmış, sabah da bunun yorgunluğunu üzerimden atamamıştım. Hızlıca hazırlanıp Ece'yle birlikte kahvaltı yapmak için yemekhaneye indik. Yemekhane her zamankinden daha sakindi; içeride fazla insan yoktu. Kahvaltımızı alıp boş bir masaya oturduk. “Nasıl yani, sabaha kadar tarih notu mu çıkardın? Harikasın kızım ya. Hoca da neresi çıkacak diye hiç detay vermiyor.” Ece'nin sözlerine karşı yorgunlukla başımı salladım. “O notları nasıl çıkardığımı sen bir de bana sor,” dedim. Hafifçe gülüştük. Sonra kahvaltımızı yapıp yemekhaneden ayrıldık. Liseyle yurdumuz aynı binanın içindeydi. Bu yüzden sabahları erkenden kalkmamıza gerek olmuyordu. Ankara'nın ayazı yeni yeni geçiyor, hava hafiften ısınmaya başlıyordu. Bahçedeki çiçekler de yavaş yavaş açıyordu. Ece'yle hem konuşup hem yürürken birden onu gördüm. Arda. Yanında bir kız vardı. Adımlarım farkında olmadan yavaşladı. Ece de benim baktığım yere bakınca durumu hemen anladı. Arda ve yanındaki kız, motorla okulun bahçesine giriyorlardı. Ece üzüldüğümü düşünmüş olacak ki biraz olsun beni güldürmek için, “O sevgi en başta benim hakkımdııı,” diye şarkı söylemeye başladı. Ama tuhaf bir şekilde, ilk defa hiçbir şey hissetmedim. “Ece, cidden şu an hiçbir şey hissedemedim. Benim de çok tuhafıma gitti bu durum ama... üzülmedim bile.” “Tabii kanka,” dedi Ece, gülmeye başlayarak. “Akşama odada görüşürüz.” Ben de gülerek başımı salladım. Bu sırada sınıfa gelmiştik. İçeride tam bir kaos hâkimdi. Herkes sınav haftasının yaklaşmasının verdiği telaşla ders çalışıyordu. Kimileri not bulmaya çalışıyor, kimileri de yetiştiremeyeceğinden yakınıyordu. Ece'yle biz de cam kenarındaki, en öndeki yerimize oturduk. Bende tarih notunu çıkarmış olmanın verdiği bir rahatlık vardı. Ece'deyse benim notları çıkarmış olmamın verdiği rahatlık. Ders başlamasına daha birkaç dakika vardı. Ece önümdeki tarih notlarını karıştırırken ben de çantamdan kalemimi çıkardım. “Lal, 1. Dünya Savaşı notunu çıkarmış mıydın?” diye sordu. “Evet, hatta orası kesin çıkacak bence.” Ben öyle deyince fosforlu kalemle orayı işaretlemeye başladı. “İyi ki varsın.” “Sende.” Ece bana bakıp gülümsedi. Ben de ona bakıp gülümsedim. Sınıftaki uğultu yavaş yavaş azalırken herkes yerine geçmeye başladı. Hocanın gelmesine çok az kalmıştı. Tam o sırada arka taraftan Eren'in sesini duydum. “Lal.” Başımı kaldırıp ona baktım. “Efendim?” “Not çıkardın mı? Ya bende hiç yok, lütfeeen.” Böyle demesine şaşırmamıştım. Hiç not çıkarmaz, hep benden isterdi. “Evet, çıkardım ama bir çikolatasına veririm.” “Sana tüm çikolatalar feda olsun. İstediğin çikolata olsun, canım arkadaşım.” “Yalaka ya.” Deyip gülmeye başladım. “Kralsın,” dedi Eren. “Biliyorum,” dedim, gülerek. Ece yanımda kıkırdamaya başladı. Gülüşmelerin arasında yeniden önüme döndüm. Çantamdan telefonumu çıkarıp Eren'e notları atmak için mesaj ekranını açtım. Daha dosyayı göndermeden Eren yeniden seslendi. “Lal, Fatih'e de atar mısın?” Bir an duraksadım. Neden kendisi istemedi ki? Ama üzerinde çok durmadan başımı salladım. “Tabii ki atarım.” “İşte benim arkadaşım.” “İkinizin de çikolata borcu var artık,” dedi Ece. Başını sallayıp gülmeye başladı. Eren'in yanımdan ayrılmasının üzerinden birkaç dakika geçmişti ki yanımdaki sandalyenin çekildiğini fark ettim. Başımı kaldırdığımda Arda'yı gördüm. “Ne yapıyorsun?” diye sordum. “Ne yapacağım, senin yanına geldim,” dedi. Sanki her zamanki gibi hiçbir şey değişmemişti. Sandalyeyi biraz daha kendine çekip oturdu. “Sabah seni gördüm bu arada,” dedi. “Ece'yle beraber yürüyordunuz. Hiç selam vermediniz.” Gülerek omzumu silktim. “Motorlaydın Arda ,bağıracak mıydık?” Arda gülümsedi. “Sen de yanında…