Eylül

Bölüm 2 | Sensiz Oldum, Siyah Oldum

Yazar:

Eylül – Lea Andrea kitap kapağı
Eylül – Lea Andrea kitap kapağı

Sinemaların o kasvetli ve karanlık havası beni her zaman içine çekmiştir. Işıklar kapandığında ve her yer karanlığa büründüğünde, karşıdaki dev ekranda oynatılan filmi izlerken çoğu sinemasever gibi keyif alırım. Hele film, en sevdiğim filmlerden biriyse keyfimi hiçbir şey bozamaz. Eylül ayının hüzünle beraber yanında ek olarak getirdiği film için fazlasıyla sabırsızım. Biletimi alıyorum ve hemen salona geçiyorum. En arka sıradaki koltukların ortasında bulunan koltuğa oturuyorum. Koltukların hepsinin iki kişilik olması beni çoğu zaman sinir eder ama bugün keyfimi hiçbir şey bozamaz, kararlıyım. İnsanlar sinemaya tek başına gidemez mi? Neden her koltuk ikili? Hah, yalnızım ve ikili koltuğu kaptım, yayılarak izleyeceğim bu filmi. Salonun dolmasını beklerken düşüncelerime mani olamıyorum. Zihnimden geçen düşünceler beni ister istemez gülümsetiyor. Evet, iki koltuğa da yayılıp bu filmi büyük bir keyifle izlemeye kararlıyım. Işıklar kapanıyor ve reklamlar başlıyor. Filmin başlangıcından önce gösterilen iki fragmanı dikkatle izliyorum, beğendiğimi kafama not edip daha sonra izlemeye karar veriyorum. Filmin başlayacağını haber veren bir reklam gösterildiği sırada, karanlıktan bir kişi çıkageliyor ve görüntüsü beni rahatsız ederek benim bulunduğum koltuğa doğru ilerliyor. Geçmesi için doğrulup bacaklarımı kendime çekiyorum ama ne yazık ki bu karaltı beni geçmiyor. Aksine, benim yanımdaki boş koltuğa oturuyor. Ne? Cidden mi? Benim yanım mı? Koskoca salonda benim bedenimin yarısını kaplayan koltuk mu? İçimde yükselen öfkeye rağmen bedenimi toparlıyorum ve yanımdaki bedenin rahat oturması için ona izin veriyorum. Hayır Koray, bu film önemli ve hiçbir şey keyfini bozmayacak. Film başlıyor. Yanımdaki karaltıya bakma zahmetinde bile bulunmadan gözlerimi perdeye dikip izlemeye başlıyorum en merak ettiğim filmi. Kucağımdaki patlamış mısır kovasından aldığım patlamış mısırları ağzıma ata ata filmi izliyorum. Bazen geriliyorum, bazen gülüyorum, bazense hüzünleniyorum. Bu filmden korkacağımı hiç sanmıyordum ancak ne yazık ki bazı sahneler beni yerimde sıçratmaya yetiyor. İkinci koltuğumu işgal eden bedenin de sıçradığını fark ediyorum. Perdeden yansıyan ışıkta görüyorum elinde tuttuğu kola kutusunun titrediğini. Elleri titriyor. Korkuyor... Gözlerim istemsizce, önümdeki sıralarda oturan çiftlere gidiyor. Korkan kız arkadaşlarına sarılarak onları teselli eden ve adeta onların bu korkusundan beslenen adi erkekleri görüyorum. Yüzümü buruşturup bu adiliği asla yapmayacağımı düşünüyorum zira onların akıllarından geçen şeyin sevgililerini sakinleştirmek olmadığını biliyorum. Bu fikrimi onaylayan bir sesi de sağ tarafımdan duyuyorum. Kaşlarım çatılıyor başımı oraya çevirdiğimde ve yüzüm şu kusmak isteyen yeşil emojiye dönüş yapıyor. Hiçbir şey keyfimi bozamaz. Hiçbir şey… Gözlerimi tekrar sabitliyorum ekranda. Altyazıyı takip etme derdine düşmeden her bir oyuncunun yüz ifadesine bakıp oyunculuklarını değerlendiriyorum. Hepsi harika görünüyor. Ta ki ekranda kocaman kafasıyla belli biri belirirken… İrkilmek istemememe rağmen irkiliyorum. Aynı anda yanımdaki bedenin de —o ileri geri gittikçe salınan uzun saçlarından onun bir kız olduğunu varsayıyorum— gerildiğini hissediyorum. Hadi ama , diye düşünüyorum. Adamı yakışıklı bulması gerekmez mi? Ne diye korkuyor? Yüzümde bir gülümseme belirdiğinde film araya giriyor ve ışıklar yanıyor. O sırada kucağımdaki patlamış mısır kutusuna uzanan eli fark edip başımı kaldırmamla, nefesimin tıkandığını hissediyorum. “Alabilir miyim?” diye soruyor, eli hâlâ kovanın üzerinde duruyor. “Ta—tabii,” diyorum başımı aşağı yukarı sallarken ama onun yüzüne bakarken almayı unuttuğum nefesi nasıl alıp verdiğimi hiç bilmiyorum. Yanıma oturup ikinci koltuğumu işgal eden kişinin o olması, ne kadar ihtimal dahilinde ki? Bu nasıl olabiliyor? Dördüncü sefer artık asla tesadüf olamaz… “Sen…” diyor. Avucuna birkaç patlamış mısır alıp ağzına atıyor keyifle. Bana gülümsüyor ve arkasına yaslanıyor. “Seni hatırlıyorum.” Derin bir nefes alıp v…

Bölümün tamamını WritePad'de oku