7. Bölüm
Yazar: Nergiz

Halef Bozok Üç gün geçmişti. Hastane koridorlarının o keskin, steril kokusu burnuma sinmiş; floresan lambaların soğuk beyaz ışığı gözlerimi yormuştu. Ama Nergis'in durumu iyiydi. Her geçen gün biraz daha kendine geliyor, yanaklarına renk doluyor, gözlerindeki o donuk ifade yavaş yavaş çözülüyordu. Bugün taburcu oluyordu. Buna şükretmem gerekirken, içimi kemiren bir huzursuzluk vardı. Bunun tek sebebi Hazar'dı. Hazar, bir doktor olarak Nergis'in tüm sağlık koşullarını üstlenmişti. Gözümün önünde, her gün özenle pansumanlarını yapmış, ilaçlarını takip etmiş, ateşini ölçmüştü. Ama beni asıl şok eden, tüm bunların ötesinde, Nergis ile evlenmek istemesiydi. Bu kararı öyle ani, öyle sorgusuz sualsiz vermişti ki... Sanki bir hastasına reçete yazar gibi, hayatlarının geri kalanını bir çırpıda imzalamıştı. Yüreğinde hâlâ Feride'nin acısı taptaze, kanayan bir yara gibi dururken... Nergis ile evlenmesine göz yumamazdım. Yummayacaktım da. Gerekirse ben bakardım Nergis'e; onu korur, kollar, kimseye muhtaç etmezdim. Ama Hazar'ın, kalbinde başka bir kadının varlığı nedeniyle Nergis'in hayatına girmesine izin veremezdim. Bu, ikisine de yapılmış en büyük haksızlık olurdu. Nergis bir teselli ödülü değildi. Hazar'ın yarım kalmış aşkının yama ipliği hiç değildi. Okuldan sonra hızla hastaneye geliyordum her gün. Dersler bitince koşar adım buraya varıyor, Nergis'in odasının önünde soluklanıyordum. Ama üç gündür, iyileştikçe, Nergis sadece Hazar ile konuşuyordu. Onun haricinde hiç kimseyle konuşmak istememişti; ne benimle, ne de onu merak edip gelen diğerleriyle. Kapıyı her araladığımda, bakışlarını benden kaçırıyor, dudaklarını birbirine bastırıp susuyordu. Hazar'a minnet duyuyor olmalıydı; hayatını kurtaran ellere karşı hissedilen o derin, tarifsiz bağlılık... Belki de kendini ona borçlu hissediyordu. Nergis'in bu evliliği kabul etmesi sinirime gitmişti. Nasıl olur da, daha birbirlerini doğru dürüst tanımadan, böyle hayati bir kararı bu kadar çabuk verebilirdi? Belki de o an, kendini çaresiz hissetmişti. Hayatının en karanlık, en savunmasız anında uzanan bir eli tutmaktan başka seçeneği olmadığını düşünmüştü. Bilmiyorum... Bildiğim tek şey, bu kararın doğru olmadığıydı. Hastanenin çatı katına çıktım. Burası, binanın en sessiz, en unutulmuş köşesiydi. Beton zeminde rüzgârın savurduğu birkaç kuru yaprak, paslanmış bir demir sandalye ve şehrin bulanık silüeti... Hazar'ı orada gördüm. Beyaz önlüğünü çıkarmış, kollarını sıvamış, gözleri ufukta bir noktaya kilitlenmiş, öylece duruyordu. Beni fark ettiğinde, bakışlarını kaçırmadı. Adımlarımı ona doğru yönelttim; rüzgâr saçlarımı savuruyor, ceketimin eteklerini havalandırıyordu. Tam karşısına oturdum; gözlerimi onunkilere diktim, sormak istediklerimi dilimin ucuna getirdim. Hazar, doktor olduğu için sürekli meşguldü. Viziteler, nöbetler, ameliyatlar... Ama şimdi öğle vaktiydi, mola saatleriydi. Buraya gelip yanına oturmam tesadüf değildi; konuşmak istediğimi biliyordu. Çünkü Feride olayını sadece ikimiz biliyorduk. Bu, aramızda taşıdığımız, başka kimsenin bilmediği, ağır ve karanlık bir sırdı. Ve şimdi o sır, üçüncü bir insanın kaderini belirlemek üzereydi. "Hazar, konuşmak istiyorum." Sesim rüzgâra karışıp uçmadan, gözlerimi onunkilere kilitledim. Hazar, sırtını paslı demir korkuluklara yaslamış, kollarını göğsünde kavuşturmuş, ufuktaki gri bulutları seyrediyordu. Başını bana çevirmeden, sadece çenesini hafifçe eğdi; buyur der gibi, konuşacaksan konuş der gibi... O kayıtsız tavrı, içimdeki öfkeyi daha da körükledi. Derin bir nefes aldım. Ciğerlerime dolan soğuk hava, söyleyeceklerimin ağırlığını taşımama yardım edercesine keskindi. "Nergis ile evlenmene izin veremem." Kelimeler ağzımdan bir bıçak gibi çıkmış, aramızdaki soğuk havayı yarmıştı. Hazar'ın başı nihayet bana döndü; kaşları yavaşça, neredeyse ağır çekimde havalandı. Gözlerinde bir şaşkınlık kırıntısı, ama daha çok da sorgulayan bir gölge belirdi. Derin bir nefes aldı; omuzları kalkıp indi, beyaz gömleğinin kumaşı gerildi. "Neden?" Tek kelime.…