31. Bölüm - Bir Dosya, Bin Yalan
Yazar: 🍷

Bölüm görselleri

Öncelikle bu bölümü biraz geç paylaştığım için hepinizden özür dilemek istiyorum. Hayatımda gelişen bazı ani gelişmeler ve yoğunluklar nedeniyle bu hafta Elzem’le istediğim kadar ilgilenemedim. Ama sonunda yeniden buradayız. 🥹 Bir de hâlâ doğru düzgün kutlayamadığımız bir şey var… Elzem’in 1. oluşu! 🥹❤️🩹 Bizi oraya taşıyan, okuyan, oy veren, yorumlarıyla ve güzel mesajlarıyla yanımda olan herkese gerçekten çok teşekkür ederim. Bu başarı sadece benim değil, hepimizin.🫂 İyi okumalar... Bazen insanlar acılarından kaçarken, içten içe küçük bir çocuk olmayı diler bence. Çünkü küçükken her şey daha toz pembeydi. Her şey gözümüzde bir oyundan ibaretti; en basit şey bile ağlatır, korkuturdu bizi. Gök gürültüsü, karanlıkta gizlenen hayali canavarlar… Şimdi ise insanı asıl korkutan şey kaybetme korkusu. Belki de sadece insanın kendisidir korkunun ta kendisi. Yalanlarıyla, savaşlarıyla, sebepleri ve sonuçlarıyla… Onları tepetaklak eden inançlarıyla. İnsan büyüdükçe kendisi olamaz hale geliyor. Zorunda kalıyor bir maske takmaya. Bazen o maske yüzüne o kadar ağır geliyor ki… Çıkarıp atmak istiyor bir kenara. Avazı çıktığı kadar bağırmak, etrafı yakıp yıkmak istiyor. Belki de ancak o zaman diner içindeki fırtına. Belki o zaman biraz olsun söner kalbindeki yangın, hafifler sırtındaki yükler, dağılır kafasındaki tilkiler... Ah… O bitmek bilmeyen gecelerde, hiç susmayan o tilkiler... Her gece kendi kuyruklarında astılar beni, bir intihar ipi misali. Oysa ben hiç ses etmezdim içimdeki fırtınalara; kafamda dönüp duran o kara bulutlara. Ama o bulutlar, her defasında üstüme ağıtlarını yağdırırdı. Kasvetiyle, sisiyle boğardı beni. Karanlık bendim belki de… Bu yüzden bu kadar sessizdim ona karşı. İnsan alıştığı şeye tepki vermez ya, benimki de öyleydi. Kalbimin dinmeyen ağrısına alışmam gibi... Gözyaşlarımın artık beni rahatsız etmeyişi gibi… *** Suskunluğu kendine yer etmiş bir kadındım. Şimdiyse içimde ne kadar sustuğum şey varsa hepsini anlatmak, haykırmak istiyordum. Sustuğum her an biraz daha kayboluyordum içimdeki o uçsuz bucaksız girdapta. Anlatmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu bana ilk Firuz tattırmıştı. Ona güvenerek açtığım neyim varsa hepsini beş para etmeyen insanlara satmış, bana karşı birer namlu olarak geri yollamıştı. Murat’a ise ona dair anlattığım her şeyi aktarmış, onun da beni her seferinde kandırmasına müsaade etmişti. Yollar vardı hayatımda ve o yolların her bir sapacağını Firuz oluşturuyordu. Her dönüş bir öncekinden daha betersine çıkarken, çaresizce boyun eğmiştim. Ama onun da bilmediği bir şey vardı... Belki o, yanında ben varken bile kendini hep tek hissediyordu. İnkar edemem, başlarda ben de öyleydim ama ben iyileşmeyi, değişmeyi seçtim. Seçimlerim beni tekrardan var etmeye başlarken, biz onu affetmek istesek bile o bunu hiçe saymayı tercih etmişti. Tercihler insanların kendi aldığı kararlardır; o vazgeçmeyi seçti. Kapının önünde duruyordum bir süredir. Zili nasıl çalacağımı ya da bu saatte neden burada olduğumu nasıl açıklayacağımı bilemiyordum. Ben neden gelmiştim ki zaten buraya? Açık saçlarım hafif rüzgardan nasibini alarak uçuşuyor, yüzümü kaşındırıyordu. "Keşke saçlarımı açmasaydım," diye geçirdim içimden. Sanırım masada çok içmiştim. En son dördüncü kadehi devirirken masada uyumak istediğimi hatırlıyordum. Yüzüme çokça soğuk su çarpmıştım ama umarım biraz olsun ayılabilmişimdir. Elimi kaldırdım, tereddütle kapıyı tıklatmak için hazırlanmıştım ki kapı birden açıldı. Elim havada öylece kalakalmışken Boray’la göz göze geldik. "Kapıyı çalacağın yoktu, ben de açayım dedim Gazel’im." Havada asılı kalan elim yanıma düşerken, "Güvenlikler haber verdi," diye devam etti. "Merak etme, mercekten senin gelmeni beklemiyordum. Yani... Bazen yapmıyor değilim ama yine de sen çok takılma benim söylediklerime." Sanki içmeden benden daha sarhoş gibiydi. Eli mahcubiyetle ensesine giderken, "İçeri gelsene," dedi. Yanından geçerek içeri girdim. Evde tek olduğunu, hizmetli ablanın bile olmadığını fark ettim. Ablayı da m…