Elzem

29. Bölüm - Kırmızı Sardunya

Yazar:

Elzem – 🍷 kitap kapağı
Elzem – 🍷 kitap kapağı

Bölüm görselleri

Elzem - 29. Bölüm - Kırmızı Sardunya bölüm görseli 1
Elzem - 29. Bölüm - Kırmızı Sardunya bölüm görseli 1

Umudun olduğu yerde umutsuzluk da kendini gösterirdi her zaman. Varlığının oluşturduğu o ağır hissi asla unutturmaz; güzel bir anın tam ortasında, sebepsizce çıkagelen bir cellat gibi çökerdi üzerimize. Ektiğin ve büyütmek için binbir çabayla emek verdiğin umutları tek bir çırpıda biçer, darmadağın ederdi. ​Durum böyle olduğunda, umudu henüz yeni yeni öğrenen biri için yeni başlangıçların hiç de düşündüğü kadar kolay olmadığını acımasızca yüzüne vururdu hayat. ​Her zaman engeller vardı... Asıl mesele, o engelle nasıl mücadele ettiğindi. Çabuk vazgeçiyorsan zaten yeterince istememişsindir; ama her yenildiğinde, düştüğün yer seni daha da hırslı ve öğrenmiş olarak ayağa kaldırıyorsa, belki de bedeninde oluşan her iz, her yara yeni mücadele yol haritandır. ​Düştüm... Kalktım. Bu sefer öğrendim dedim. Kimsenin beni daha fazla yıkamayacağını düşünmüştüm. Ama işte bu düşünce gardımı indirmişti belki de... Kendime, öğrendiğim bunca gerçekten sonra duyduğum kırgınlık bu yüzdendi. Ben en çok da hep kendime kırgındım... ​Gözlerimi yavaşça araladım. Karanlık odada yanan tek cılız lambanın ışığında etrafa baktım. Odamdaydım... Güvendeydim. O bana ulaşamayacak, artık bana zarar veremeyecekti. Bu sefer benimle kolayca bir oyuncak gibi oynayamayacaktı. ​Bakışlarımı kısarak odayı taradığımda yeni fark etmiştim; Boray, çalışma masamın sandalyesinde gözleri kapalı uyuyordu. ​Yataktan doğrulup hiç ses çıkarmamaya çalışarak ayaklarımı yere bastım. Henüz tam ayağa kalkmamışken elim kendiliğinden göğüs kafesimin ortasına gitti. Hafifçe bastırdığımda, o amansız acının hâlâ orada bir sızı gibi durduğunu hissedince ses çıkarmamak adına dudaklarımı ısırdım. Onun açtığı yaraların bir türlü iyileşmemesi, her defasında canımı daha da sıkıyordu. ​Ayağa kalktığımda bir an dengemi sağlayamadım; düşmemek için elimle yatağın kenarına tutundum. Onu uyanmaması için büyük bir çaba sarf ediyordum. Odada yavaş adımlarla ilerleyip gözlerimle telefonumu aramaya başladım. Görünürde yoktu. Aklıma Cengiz’in alabileceği ihtimali gelince durdum; ayakta dikilirken saniyelik bir bakışla Boray’a baktım. Masamın o sert sandalyesi öyle rahatsız görünüyordu ki... Nasıl uyuyabiliyordu orada? ​Yanına doğru adımladım. Elimi uzatıp omzuna hafifçe dokundum. Dokunduğum an direkt gözleri açıldı. Ona böyle habersizce yaklaşmam birden irkilmesine neden olmuştu. O öyle sıçrayınca ben de ürperdim ve refleksle bir adım geri çekildim. ​"Korkutmak istemedim... Ancak o sandalye çok rahatsız. Yatağa geç istersen," dedim kısık bir sesle. Uykunun verdiği mahmurlukla yüzüme baktı. "Gece gece soru sormayacağım sana Gazel... Gündüz konuşuruz, olur mu? Ama söz ver bana." Derken bahçede olanları kastettiği apaçık belliydi. ​Başımı uslu bir kız çocuğu gibi aşağı yukarı salladım. Sandalyeden doğruldu. Yatağıma doğru yürüdü ve pencereye yakın olan —benim yattığım yere en uzak— tarafa geçti. Yastığımın tekini kolunun altına alırken, çok kısa bir an yastığımı kokladığını fark ettim. Bu hali yüzümde istemsizce bir tebessüm oluştururken yatağa doğru ilerledim ve az önce kalktığım yere yavaşça uzandım. ​Saçlarım dağılmıştı; tokamı çıkarıp saçlarımı özgür bıraktım ve tokamı komodinin üzerine bıraktım. Sırtım ona dönüktü, bu yüzden yüzünü göremiyordum ama içimi kaplayan o ılık sıcaklık sertçe yutkunmama neden oldu. ​Boray tam o an hiç beklemediğim bir şey yaptı... Kolunu belime uzatıp sardı ve beni biraz daha kendine doğru çekti. Yüzünü açık saçlarımın arasına gömerken, düzenli nefes alıp verişini ensemde hissediyordum. ​Eskiden olsa korkudan felç olacağım kolların arasındaydım şimdi... Ama bu defa içimde, korkudan çok daha büyük ve öte tek bir duygu vardı: Güven. ​Gözlerimi huzurla yumdum. Bu sefer, bütün o kabus dolu uykularımın aksine güzel bir rüya görmeyi diledim. Umutlarımın beni gerçekten yanıltmadığı, yalanların ve gerçeklerin birbirine kördüğüm olmadığı bir rüya... *** Camdan içeri süzülüp doğrudan yüzüme vuran güneş ışığıyla gözlerimi kısarak açmaya çalışıyordum. Boray ise kocamankelimesiz bir inceli…

Bölümün tamamını WritePad'de oku