27. Bölüm - Kimsesiz Umutlar
Yazar: 🍷

Bölüm görselleri

Umut; Her gece sabaha varacağını bilir. Tıpkı ölen her umudun, günün birinde yeniden yeşereceğini bildiği gibi... Umut, bir nevi paslı da olsa o çarkın durmadan aynı yöne dönmekten başka çaresinin olmaması gibiydi. Çaresizce tutunduğumuz bir histi, bir duyguydu umut. Onsuz olmuyordu ama onunla da bazen yürünmüyordu yollar. Umutlar bazen bizi yerle bir ederken, bazen de en ufak bir kırıntısıyla bizi hayatta tutuyordu. İnsan bazen bir nefese, bir bakışa, küçücük bir parmak kıpırtısına tutunurdu. Çünkü umut, tam da "Bu sefer bitti" dediğin o en karanlık yerden filizlenirdi. Ve bazen hayata dönmek, sadece gözlerini açmaktan ibaret değildi. Sesler, beynimin içinde boğuk birer uğultu gibi dönüp dururken, başımdaki o keskin sızı anı daha da çekilmez bir hal alıyordu. Göz kapaklarımı aralamak, o karanlıktan kurtulmak istiyordum ama sanki onları yerinden oynatacak zerre dahi dermanım kalmamıştı. Uğultular zihnimin duvarlarına çarpıp yankılanırken, aralarından sıyrılan bazı net kelimeler kulaklarıma ulaştı. "Elzem'im..." diyordu o ses. Ardından ruhuma dokunan bir fısıltıyla devam etti: "Korkma, ben buradayım. Seni bekleyeceğim, tamam mı?" Bu sesin çekim gücüyle gözlerimi yarım yamalak da olsa aralamaya çalıştım ama tavandaki o çiğ beyaz ışık, gözlerimi acımasızca gerisin geri karanlığa itti. Vazgeçmedim. Gözlerimi tekrar kapatıp, bu kez daha büyük bir çabayla yeniden açmayı denedim. Kulaklarım yavaş yavaş odadaki o ritmik, soğuk makinelerin sesini seçmeye başladığında, buğulanmış bakışlarımla etrafımdaki belirsiz karaltıları anlamlandırmaya çalışıyordum. Dünyaya, o kaçmaya çalıştığım acı dolu gerçekliğe yavaşça geri dönüyordum. Ölmemiştim yine. Başaramamıştım. Ama bu kez içimde garip bir his vardı; belki de tutunacak bir dal bulmuştum çoktan. Ölmek için bir sebep aramak yerine, yaşamak için bir neden doğmuştu bu sefer içimde... Kim bilir? Tavandaki o çiğ ışık yüzünden gözlerim hızla sulanıp yaşarmaya başladığında, acıyla gözlerimi yeniden yumdum. Yutkunmayı denedim ama boğazım o kadar kuruydu ki, bu hamlem sert bir öksürük krizini tetikledi. Boğazımın en derinleri acıyla sızlarken ardı arkası kesilmeyen öksürükler yüzünden nefesim daraldı. Ağzımdaki o plastik oksijen maskesi beni daha da boğuyor gibiydi, ondan kurtulmak istedim. Ağırlaşmış elimi büyük bir azimle kaldırıp maskeyi yüzümden çekip çıkardım. Açgözlülükle derin bir nefes almaya çalıştım ama tam o an, odadaki makinelerden biri kulak tırmalayıcı bir ritimle acı acı ötmeye başladı. Panik dalgası odayı sararken, bakış açım yeniden bulanıklaştı ve kısıtlandı. Sesler bu kez çok yakınımdan, hemen baş ucumdan geliyordu ama ben boynumu bile kilitlenmişçesine tek bir milim dahi oynatamıyordum. Bedenim bana itaat etmeyi reddediyordu. Yüzümden söküp attığım oksijen maskesi halsiz parmaklarımın arasından kayıp yatağa düşerken, elimi refleksle göğsüme, kalbimin tam üzerine götürdüm. Ne kadar çabalarsam çabalayayım, aldığım hava ciğerlerimin kıyısına bile ulaşmıyor, nefesim bana yetmiyordu. Gözlerimi açamıyordum; bu seferki karanlık, her zaman kaçtığım o kuyulardan çok daha zifiri, çok daha derindi. Tam o an, yanağımdan aşağı usulca süzülen sıcak yaşları hissettim. Göğsüm sarsılıyor, boğazımdan kesik hıçkırıklar firar ediyordu ama ben ağladığımın farkında dahi değildim. Etrafımdaki o yabancı sesler çirkin bir gürültüyle birbirine karışırken, ellerimi kaldırıp kulaklarımı dünyaya kapatmak, hepsini susturmak istedim ama kollarımı kıpırdatamadım. İçimdeki o uğursuz, kötü his devasa bir çığ gibi büyüyor, beni tek bir lokmada yutmak için üzerime geliyordu. "Gazel, duyuyor musun bizi?" Hemen tepemde yankılanan bu tanımadığım sesler zihnimin içinde iç içe geçmişti. Çırpınıyordum; gözlerimi açmak, derin bir nefes çekmek, burada olduğumu kanıtlamak istiyordum ama yapamıyordum. Vücudum bana resmen ihanet ediyor, beni kendi karanlığıma zincirleyerek hareket alanımı amansızca sınırlandırıyordu. O çaresiz çırpınışlarımın, zihnimdeki o uğultulu savaşın arasında sadece tek bir sesi seçebil…