23. Bölüm - Viraneler Yangısı
Yazar: 🍷

Boğazıma nükseden acı, orada kora dönüşüp beni yakıyordu. Cengiz’in karşımda bana söylediklerine karşı kulaklarım bir süredir sağırdı. Kalbimin atışı hızlanıp ensemi ateş basarken midem bulanıyordu. Gözlerimde biriken yaşlar bir süredir bakış açımı bulandırıyor, akmamak için direnirken ellerimin de bedenim gibi titrediğini yeni yeni algılıyordum. İşittiğim kadarıyla Setrat bağırıyordu ama ben oturduğum yerde öylece donmuştum. Ben böyle öğrenmeyi beklemiyordum. Cengiz'in sesi kulağıma ulaştığında, sanki bir duvarın ardından geliyordu. Kelimeler birbiri ardına sıralanıyordu ama beynim onları algılamak istemiyor gibiydi. Sadece bir tanesi yankılandı zihnimde, tekrar tekrar vurdu beynimin duvarlarına: "Murat'la birlikte çalışıyorlarmış Firuz." O an mideme keskin bir bıçak saplanmış gibi hissettim. Ayaklarımın altındaki zemin kaydı. Nefesim göğsüme sıkıştı, sanki biri ciğerlerimi avuçlarının arasına alıp sıkıyordu. Bir adım atmak istedim ama başaramadım. Dizlerimden gelen o ürkütücü çatırtı sesiyle yere düştüm. Aynı hızla gözlerimdeki yaşlar yuvarlanıp düşerken, Kader bana doğru koşup gelmiş ve önüme çömelmişti. Bu son dedikleri beni beynimden vurulmuşa çevirmeye yetebilmişti. Artık söylenenleri işitemiyordum. Sesler, sanki çok uzak bir yerden geliyordu. Bedenim titriyordu. Parmaklarımı kaldırıp göz hizama getirdiğimde onları kontrol edemediğimi fark ettim. Titreyişleri o kadar şiddetliydi ki… Sanki içimdeki fırtına, bedenime vuruyordu. Elimi alnıma götürdüm, başımı sıktım. Sanki beynimin içinde çekiçler birbirine vuruyordu. Çok ağrıyordu. Ve ben… yanıyordum. İçimde bir şeyler kırılıyordu, ama hayır… Kırılmak hafif kalırdı. İçimdeki her şey yerle bir oluyordu. Alevler içimi kavuruyor, nefesim boğazımda sıkışıyordu. Bir şeyler söylüyordum ama ne dediğimi bile duymuyordum. Belki de bağırıyordum. Belki de sessizce ölüyordum. Kalbimde büyük bir acı vardı. Ve bu acı beni nefessiz bırakıyordu. Bağırışlar yükseliyordu. Setrat çılgına dönmüştü. Cengiz bir şeyler söylüyordu. Ama ben… Ben hiçbirini duymuyordum. Tek duyduğum, içimde yankılanan o isimdi. Firuz. Ölmemiş. Yaşıyor. Ve bana o mesajı atan oydu. Yekta'ya hayatımı anlatan oydu. Kaza yapmama sebep olan oydu. Küçükken sayısız kez dayak yememin sebebi oydu. Bedenimi defalarca bıçaklayan, beni ölüme terk eden oydu. Ve en kötüsü… Hale’yi öldüren de oydu. Cengiz, Setrat’a her şeyi anlattığında Setrat’ın gözü dönmüştü. Onu ilk defa böyle görüyordum. Ama benim içimdeki ateş, onunkinden de büyüktü. Çünkü o gelmişti. O buradaydı. Yurt dışından dönmüştü. Çocukluğumu paramparça eden, beni öldüren o kız, şimdi yanı başımdaydı. Ben de onu öldürecektim. Gözlerim karardı. İçimdeki öfke, kalbime demir pençelerini geçirdi. Bana "kardeşim" diyen insan, hayatımı cehenneme çevirmişti. Anılarımı, sevdiklerimi bana karşı kullanmıştı. Ve şimdi, pişkin pişkin bir mesaj atıp özür diliyordu. Özür mü? Geride bıraktığı yıkımı iki kuru özürle telafi edeceğini mi sanıyordu? Yanılıyordu. Hem de çok fena yanılıyordu. O beni öldürdü. Ruhumu paramparça etti. İçimde kalan son insani yanı bile şeytana sattı. Ve şimdi sıra bende. O, ölümden başka hiçbir şeyi hak etmiyordu. Ben artık o küçüklüğümüzdeki kadar saf biri değildim. Onun yalanlarına inanmazdım. Ona acımazdım. Çünkü ben, elimi kana bulamıştım. Ve artık gözüm kimseyi görmezdi. "Yok kardeşmiş, yok çocuklukmuş…" Asla. O, eline fırsat geçtiğinde ne yapardı biliyor musun? Gözünü bile kırpmadan beni öldürürdü. Kalbim sıkıştı. Atışları kulaklarımı sağır edercesine hızlandı. Göğsüm daraldı. İçimde yükselen bir alev, nefes boruma tıkandı. Boğuluyordum. Tam o sırada omuzlarım sarsıldı. Biri beni silkelercesine tutuyordu. Kader… "Kendine gel, Gazel! Duyuyor musun bizi?" Göz kapaklarım ağırlaştı. Nefes almam gerekiyordu. Ama alamıyordum. "Bağırmayı kesin!" diye haykırdı Setrat. "Görmüyor musunuz Gazel’i?!" Görmüyorlar mıydı gerçekten? Ben nefes alamıyordum. Bir şey boğazımı sıkıyordu sanki. İçimde yükselen zehir damarlarımda dolaşıyor, beni içt…