22. Bölüm-Vicdan Sızısı
Yazar: 🍷

Gözler insanlara bile isteye yalan söyler miydi? Söylerdi. Benim yalanlarım ne kadar masumca olsada, insalar oyun oynarken can yakarlar. Benim oyunlarım başkalarının canını acıtmak yerine benim canımı acıttı. Bu nasıl olabilirdi aklım almıyordu. Ben, bana zarar veriyordum. Zarar verirkende bunun çoğu zaman farkında dahi olmuyordum. Çünkü ben acının kendisi olmuştum. Acıların, kimsesiz sokakların soğuk kaldırımlarının büyüttüğü çocuğuyum ben. Her gece kendi bedenine sıkıca sarılıp, sıcak göz yaşlarının yanaklarını ıslatıp ıstttığı kızım ben. Sokaklar, caddeler ve o caddelerde saklı vedalar, çocuklar, onlarda gizlenmiş rengarenk acılar... Anne, O günden sonra senin kokunu alamadım. Özür dilerim anne unuttum kokunu. Çünkü her annenin kokusu farklıymış bulamadım seni. Belki mezarına gelebilseydim üstündeki çiceklerden senin kokunu yaad ederdim. Yada toprağına sarılabilirdim. Hiç olmazsa en azından başınızda oturur konuşurdum sizinle. Ben artık bu yüzden konuşmuyorum kimseyle. Konuşacak kimsem olmadı sizden sonra ben yapayanlız, kimsesiz kaldım. Kimsesizliğimin mateminde öldüm. Öldükçe gömüldüm. Ben öğrendim ki insan bin kere ölür ama bir kere gömülür o soğuk toprağın altına. *** Büyük sözler veremem sana, kendime inancım yok. Yazdığım bu cümleyi defterin en sonuna not ettim. Sonra üstünü karalamak istedim. Kafamdakiler gibi karma karışık etmek istedim. Bunun aksine elimdeki kalemi sakince, yavaşca indirdim yazdığım kağıdın tam ortasına. Ellerimin, soğuktan parmaklarımın boğum yerleri sızlarken öylece karşımdaki ay'ı izledim. Hafif rüzgar yüzümü tırmalayıp açık saçlarımı dansa kaldırırken, masamdaki yarım kadehimi elime aldım. İçtiğimde sanki boğazımdan mideme kadar bir sıcaklık eşlik etti. Boş bardağı masaya tekrar bırakırken balkonumun sürmeli kapısı açıldı. Başımı oraya çevirdiğimde gelenlerin Setrat ile Cengiz den başka kimse olmadığını fark ettim. Bir de ne fark ettim biliyor musunuz, benim onlardan başka kimsemin olmadığını. Ellerindeki şaraplar ve bardakları bana doğru sallarken "Geliyoruz, izin var değil mi?" başımı salladım. "Elbette." onlar masaya yaklaşıp üstüne bardakları, açılmamış şarapları indirirlerken bende defteri kapatıp "Geliyorum ben, üstüme bir şeyler alacağım. Hava biraz serin." Setrat başını salladığında ben açık olan sürme kapıdan içeri geçtim. Elimdeki defteri masamın üstüne bırakıp yatağımın üstündeki hırkamıda alıp onların yanına gittim. Sürgüyüde arkamdan kapattım daha masaya doğru geçip oturmamışken "Gazel, güzelim o kadar balkona minik sarı lambalar aldın hani açsana, neden karanlıkta oturuyorsun." hemen başımı sallayıp ışığın fişini taktım. Balkon birden ışıklanırken "Şükür bir birimiz görebildik." o sıra Setrat lafa atlayıp "Kapatın ışıkları dostlarımı sayacağım." ayakta öylece dururken Setrat'ın bu söylediğine karşı resmen kendimi balkondan aşağı atacaktım. "Kahkaha tufanısın resmen." derken sandalyelerden birine oturdum. Cengiz benim boş olan bardağımı havaya kaldırıp "Bune lan! Bizle içeceğine tek başına mı içiyorsun edepsiz!" resmen beni küçük bir çocuk gibi azarlıyordu. "Eee, yani içmeden önce seni arayıp izin mi isteyecektim?" elimi kulağıma baş parmağım ve serçe parmağım dışında katlayıp kulağıma doğru götürdüm. "Alo, Cengiz abi, ya bir bardak içki içebilir miyim mi diyecektim?" elimi kulağımdan çekip ona bakarken "Olabilir aslında biliyor musun?" ona resmen ciddi misin bakışı atacaktım ki gülmeye başladı. "Bakıyorum da bugün keyfinize diyecek yok gibi." Setrat ellerini dizine vurarak "Bilemiyoruz artık, keyif Cengizde." bakışlarım tekrar Cengiz'e dönerken ellerini bana bakmayı dercesine kaldırdı. "Neden insan bir gün olsun mutlu olamaz mı?" sonra bize kınarcasına bakıp cık cıkladı. "Ayıpsın biz seni kınadık mı, mutlusun diye balkondan aşağı mı attık?" Setrat'ın bu dediğine sırıtırken Cengiz doldukları bardakları bize uzatıyordu. Cengiz kendi bardağınıda doldurduktan sonra sandalyeye oturup "Ne zaman rakı balık yapıcaz." bunu duyar duymaz Setrat "Rakı balık demeyin uzun bir süre Allah aşkına…