9. Bölüm - Geri Dönüş
Yazar: 🍷

Dediği her kelime, kurduğu her cümle kalbime işliyordu. Onu sevmek, ona yenilmek imkansızdı. Zaten imkansız bizim için daha tutkulu olanı değil miydi? Korkuyordum. İlk ve son kez korkmak istiyordum. Ben hiç korkmazdım ki... Öyle inanırdım kendime, çünkü hayatım bana bunu öğretti: Korkmamayı. Ailem elimden sadece bir gecede alındı. Ben ise her gece yasını tuttum. Her gece, her saniye, her dakika içimde bitmeyen mahkemede idama çarptırıldım. Her seferinde ruhumuzu kaybedip kaybedip yeniden o sabaha uyandım. Ben ayakta kalmasam ve korksam şu an burada değil, ailemin yanında mezarda olurdum. Belki birileri mezarıma çiçek ekerdi. Ekerdi, değil mi? Ben daha annemin, babamın, kardeşimin mezarına gidip çiçek ekemedim bile. Bana kim ekecekti ki? Her sabah gözlerimi açtığımda küçük olmayı diledim. Babamın bizi kahvaltı için çağırmasını bekledim. Olmadı. Ne eskiye döndüm ne de eski ben oldum. O ev yandı ve benim de bedenim acı acı yanmasa da ruhum oracıkta küle döndü. Acıydı, acıttı. Acımasızdı, ağlattı. Kanatmadı, parçaladı. Güldürmedi, içine kapattı. O alevler... Onlar benim geçmişimin katilleri... "Ölmüşlerin yası tutulur mu?" demeyin. En çok da ölmüşlerin yası tutulur. En çok onlar unutulmaz. Gözlerim dolacak gibi olduğundan gözlerimi kırpıştırarak hızlıca bakışlarımı elimdeki sigaraya çevirdim. Hızlıca alıp dudaklarımın arasına koydum ve derin bir nefes aldım. Dudaklarımın arasından bıkkınlıkla dumanını üfledim. Karşıdaki ayın yansıması denize vuruyordu. Dalgalar her saniye şiddetini artırırken saçlarım hafif meltemden nasibini alıyordu. Gözleri üzerimdeydi, biliyordum... En boş anımda bile beni izliyordu. Ama bilmediği bir şey vardı; ben onun katiliydim. Yüzlerce, binlerce insanın en son gördüğü kişi bendim. Benim soğuk gözlerimdi, acımasız sözlerimdi. Ben sadece insanlara olması, verilmesi gereken dersi veriyordum. Öldürdükçe sanki ailemin intikamını alıyor gibi hissediyordum. Kuruyan dudaklarımı ıslattıktan sonra sigarayı yere attım. Sırtımı dönerek masaya doğru gidiyordum. Boray yere eğildi ve sigarayı aldı. "Kumları kirletme," dediğinde dudağım yana doğru kaydı. İstem dışı sırıttım. Masaya yaklaşınca kadehimde kalan şampanyayı kafama diktim. Yüzüm hafif ekşirken bardağı masaya koydum. Burayı beğenmiştim. Sessiz kaldım; en iyi yaptığım şeyi yaptım. O sıra belimde hissettiğim naif dokunuşlar ile döndüm. Boray'ın elleri hâlen belimde duruyordu. "Çok güzelsin," dediğinde tepkisizce ona bakıyordum. "Biraz denizin kenarında yürüyelim mi?" dediğinde bozuntuya vermeden başımı salladım. Eli, elimin içindeyken onun peşinden yavaş adımlarla gidiyordum. Topuklularım kuma batıp çıksa da bu durum içten içe bana gülünç geliyordu. Dalgalara yaklaştığımızda Boray'ın elini bıraktım. Hafifçe eğilerek topuklularımı çıkardım. İkisini de parmaklarımın arasına alarak yürümeye başladım. "Gelsene," diyerek ona döndüğümde yağmurdan yerler nemliydi. Ama yağmur artık durmuştu. Yanıma hızlı adımlarla gelerek kolunu omzuma koydu. Yan yan ona bakarken, o ise rahatsız olduğumu bildiğinden pis pis gülümsüyordu. "Komik olan ne?" dediğimde başını iki yana salladı. "Şu an senin kolumun altında olman," dedi. Gözlerimi devirerek "Hasbinallah," dediğimde gülümsemesi kahkahaya döndü. "Şu meşhur göz devirmelerin var ya..." derken resmen önümde eridi. Ben bile kendime bu kadar düşmüyorum. Şaka, şaka. Gülümsedim ama o görmedi. Ona değil, şu anki halime güldüm. Boray derin bir nefes aldı. "Seninle olan her şey bana huzur veriyor," dedi. "Sen çok farklısın." Sıcak eli, avucumdaki elimi daha çok benimsedi. Parmaklarımın uçları uyuşuyordu. Bu cümleleri duymak bana iyi gelmiyordu. O, bana iyi gelmiyordu. Elimi onun avucundan kurtarmak istediğimde elimi bırakmadı. "Sana ne zaman böyle şeylerden bahsetsem kaçıyorsun," dediğinde yine kaçmak istedim. Bu bir oyun, anla bunu demek istedim. Ben katilim, hem de bir seri katil. Seni de öldüreceğim, seni de belki bu üstünde yürüdüğüm soğuk toprağın altına gömeceğim. Diyemedim. Bakışları derindi. Bu sefer daha çok a…