4. Bölüm - Yağmurlar
Yazar: 🍷

Gözlerini ağır ağır açtığında, başucunda dikilen Cengiz’in gölgesiyle karşılaştı. "Kalk hadi, hazırlan," dedi Cengiz, sesi her zamanki gibi emredici ve duygusuzdu. "Boray bir anlaşma imzalamak için buraya gelecek." Beyaz Maskeli, duyduklarıyla ezilen şakaklarını ovuşturdu ve gözlerini tekrar sıkıca yumdu. "Neden? Sebep ne? Bizim holdingle işimiz mi var?" Cengiz tam kapıdan çıkmak üzereyken omzunun üzerinden arkasına döndü. "Dosya var elimde. Onların adamlarından biri gelip teslim alacaktı ama Boray bizzat kendisi gelmek istedi." Beyaz Maskeli parmaklarını darmadağın olmuş saçlarının arasına geçirip hırsla çekti. "Hay ben o dosyanın da, onun bizzat gelişinin de..." diye homurdandı ama Cengiz çoktan kapıyı kapatıp odadan çıkmıştı. Hızla üstündeki yorganı fırlatıp yataktan kalktı. Banyoya giderek kapıyı arkasından kilitledi. Küvetin musluğunu sonuna kadar açıp içeri sıcak suyun dolmasını beklerken, üstündeki kıyafetleri acımasızca çıkarıp çamaşır makinesinin içine fırlattı. Elleriyle saçlarını karıştırıp, suyun tamamen dolmasını beklemeden kendini küvetin içine bıraktı. Sıcak su tenine değer değmez başını geriye, mermer kenara yasladı. Dün gece olanları düşündü... Beyaz Maskeli’nin o depoda yaptığı katliamı, sınırları nasıl bu kadar zorladığını aklı almıyordu. Asla bu kadar ileri gitmez, acıyı bu denli bir şova dönüştürmezdi. Sanki dün gece zihni devre dışı kalmış, içindeki o saf nefret bedeni bilinçsizce yönetmişti. İçindeki ruhu, kendi kendini canlı canlı kemiriyordu. İlk kez bu raddeye gelmişti; ilk kez dizginleri tamamen kaybetmişti. Kafasını bu suçluluk duygusundan kurtarmak için başka şeylere odaklanmaya çalıştı. Bu Boray işinin gereğinden fazla uzamaya başladığını anladığından beri canı sıkılıyordu. Cengiz’in neden bu adamı radarına aldığını, neden onun arkasındaki gücü deşmek istediğini bile bilmiyordu. Ortada saçma sapan, ucu bucağı görünmeyen bilinmezlikler vardı ve Cengiz bu sırları asla onunla paylaşmazdı. Cengiz sadece önüne mavi dosyaları fırlatır, günlük ya da haftalık infazları fısıldardı. Şu ana kadar o mavi dosyalardaki hiç kimsenin canı boşu boşuna yanmamıştı; hepsi ölümü hak eden pisliklerdi. Ama Boray’ın dosyası sarıydı. Bunun ölümcül bir farkı olduğuna adı gibi emindi. Bugüne kadar çok uzun süren, devletin içine ya da mafyanın kalbine uzanan büyük işlerin dosyaları hep kırmızı olurdu. Sarı dosya neyin nesiydi? Bu sorunun peşine düşmek istiyordu ama şu an sırası değildi. Evin civarı zaten dün geceden beri pusu altındaydı, dışarı adım atmak bile ölümle kumar oynamak demekken bu merakı ertelemek zorundaydı. Ilık su, kasılan kaslarına iyi gelmişti. Gözlerini tavandaki boş beyazlığa dikti. Küvetin kenarında, dünden kalan yarım şişe beyaz şarap duruyordu. Uzanıp kadehi aldı, yavaş yavaş yudumlayarak damarlarındaki zehrin sakinleşmesini bekledi. Tam o sırada kapı sertçe çalındı. "Ne var?!" diye bağırdı öfkeyle. "Yeni elbise geldi, yatağın üzerine bırakıyorum. Onu giyersin," diyen Cengiz’in sesiydi. "Tamam, çık git sen!" diyerek şarabın son damlasını da kafasına dikti ve kadehi kenara bıraktı. Kendi kendine söylenmeden edemedi: "Resmen iş ortaklığı değil, akraba bağlarını güçlendirme günleri yapıyoruz herifle..." Küvetten çıktı, tıpayı çekip suyun gürültüyle boşalışını izledi. Bornozuna sıkıca sarınıp kilitli kapıyı açtı. Odasına geçtiğinde, yatağın üzerindeki siyah parlak poşeti fark etti. Elbiseyi askısından tutup havaya kaldırdığında kaşları çatıldı. Beyaz, kalın askılı ve göğüs dekoltesi oldukça cesur, iddialı bir elbiseydi. Yanındaki şık kutuda ise bilekten bağlamalı, ince beyaz topuklu ayakkabılar duruyordu. Bornozu üstünden atıp elbiseyi giymeye yeltendi ama kumaş tenine yapışıp kalmıştı. Elbiseyi zorlukla aşağı doğru indirmeye çalışırken, "Arsız adam... Hep bedenime göre küçük şeyler alıyor bilerek," diye söyleniyordu Cengiz’e lanet okuyarak. Biraz daha asıldı ama elbise baldırlarının hemen üzerinde, inadına takılıp kaldı. Sinirle başını iki yana salladı, zorlamanın alemi yoktu. Yatağın köşes…