21. Bölüm - Kurumayan Gözyaşı
Yazar: 🍷

Bazen insanlar kaybettiklerine üzülür, elindekiylede yetinmeyi bilemez. Çünkü kaybettikleri elindekilerden daha değerli, daha büyüktür. Kimileri gerideki bıraktıklarını hatırlamak istemez. Geridekiler bazen iyi bazen kötüdür. Kötüler hatırlanmayı hak etmez öyle değil mi? Ben hatırlıyorum ama, unutamıyorum. Sorun ben miyim, yoksa unutamadıklarım mı? Kabuslarım hep seni bana hatırlatıyor uyuyamıyorum sorun düşüncelerim mi? Yoksa kafamın içindeki şeytanlar mı? Geceler kabus gibi açıp sadece sizi resimlerde görmek o kadar canımı yakıyor ki... Kaderime lanet okuyorum bazen. Daha sonra geri af diliyorum söylediklerim için. Çünkü her zaman kötüklerin arasındada yeşeren iyilikler olduğu için. Sende ordasın, o kötülerin arasında belkide iki taşın arasında yeşeren çiceksin. Dokunmaya kıyamadığım, sevince küsüp solarsın diye korktuğumsun. Sen benim gözümden sakındığımsın. *** Bazen elden hiçbir şey gelmez. Adı üstünde fani dünya bize ise ona ayak uydurmak düşer. İnsanın içini bazen bir korku salar. Bir ateşin kor alevleri gibi sıçrar her tarafa, yakar her bir tarafı. Bastıramazsın içindeki açığa çıkmayı bekleyen duyguları, öfkeleri, can kırıklarını... Kapıyı yarım açmış bir süredir orada öylece duruyordu. Üstünde o gecenden kalma kıyafetleri vardı. Israrla çıkartmıyordu. Eğer çıkartırsa bazı şeylerle tekrardan yüzyüze gelmenin korkusuydu bu. Mehtap çocuğunu kaybetmişti. Yekta'nın yemek günü eve saldırdığı zaman çocuğunu düşürmüştü. O koca feryadı bu yüzdendi. O belkide aşkta, hayatta yada daha başka şeylerde kaybetmişti ama bir kızının olmasında kazanmıştı. O gün o kadar mutluydu ki, ele avuca sığmıyordu. Bir çocuk nasıl ve ne kadar mutlu olabilirse o kadardı. O yemekte herkese hamile olduğunun haberini bile veremeden kaybetti onu. Babanesi önceden biliyordu ama hatırlayacağını sanmıyordu. Babanesi bir süredir alzeymırdı ama bir yandanda hatırlamamasını umuyordu. Daha fazla kapı pervazında durmak istemedi. Yavaşca içeri girdi. Yanağında nemi halen duran gözyaşlarıyla kapıyı arkasından kapattı. Bedenini bir süre kapıya yasladı. Yutkunmayı bile bir süredir unutmuş gibiydi, boğazında kocaman bir düğüm vardı her seferinde varlığını hatırlatan. Babanesi arkası dönük odasındaki koltukta oturmuş bir şeylerle uğraşıyor olmalıydı. Mehtap bedenini kapıdan uzaklaştırdı, ayağa dikildi tekrar babanesine doğru adımladı, sarsak oldukça bitkindi. Beti benzi atmıştı. Gözleri ağlamaktan kızarıktı. O geceden beri kesik kesik uyuyor büyük kabuslarla gözlerini açıyordu ama yanında sarılacağı tek bir kişi dahi olmuyordu. Ne eşi, nede küçük kızı. Belkide onun hiç zaten sarılacak kimsesi olmamıştı. Sadece varmış gibi davranmak zorunda kalmıştır. Hangimiz öyle yapmıyoruz ki, öyle değil mi? Koltuğa yaklaşınca babanesi derin nefes verip birden bakışlarını odada gezdirince Mehtabı gördü. "Ayy kızım, neden ses etmedin?" Mehtap bir süredir ısırdığı dudaklarını serbest bıraktı. Birden ellerini yumruk yaparak sıkmaya başladı. Babanesi ona bakıyordu ama bir cevap beklemek için değildi o an ayağa kalktı. Mehtap avuçlarını çok sıktığından dolayı ağrıdığını hissetti. "Bak ben ne yaptım." gittiği dörtlü çekmeye ulaştığında ilk çekmeceyi açtı. Küçük bir kutu çıkardı. Geri çekmecesini kapattı. Mehtap birden babanesine doğru hızlıca yürüdü. Onu daha fazla yormamak ve bir an kendini söylemek için hazır hissetti. Hem ona söylerken kendisinede bu durumu aşmış olur sandı. Belkide bu en büyük, en acı yanılgısıydı. "Kızım dur hele, al bakalım." eline bıraktığı kutuya baktı. Babanesine ağırca bakışlarını kutudan kaldırdığında Mehtapda babanesine baktı. Babanesi elini torunun omuzuna koydu. "Aç bakalım beğenecek misin kuzum." Mehtap sıktığı avucunu serbest bıraktı. Gözünün ucuyla avucuna baktı. İçerisinde yarım hilaller olmuştu, kırmızıydı. Oradan bakışlarını çekip kutuya baktı. Kutunun ağzını elinin tekiyle açtı. İçinden beyaz bir çift patik vardı. Ağlamamak adına dudaklarını ısırıp bakışlarını havaya kaldırdı. Elinden birden patiklerin olduğu kutu düştü. Kolunu hızlıca ağlamasını b…