2. Bölüm - Duygu
Yazar: 🍷

Boray, güçlü kollarını Beyaz Maskeli’nin bedenine sararken öfkeyle etrafa bakındı. "Benden bu kadar hızlı sıkılacağını düşünmemiştim," diye mırıldandı, sesi kulak tırmalayan bir fısıltı gibiydi. Beyaz Maskeli ise nefret dolu gözlerle ona kilitlenmişti. "Beni bıraksan iyi edersin," dedi, sesindeki her bir kelime buzdan birer ok gibiydi. Ancak Boray onu duymuyordu bile; kavrayışını daha da sertleştirdi. Genç kadın sabrının son sınırına geldiğini hissettiği an, ani ve ölümcül bir refleksle kafasını Boray’ın yüzüne doğru savurdu. Alnı, adamın burnuna büyük bir gürültüyle çarptı. Boray acıyla sendeleyerek geriledi. "Siktir!" diye inledi, elini anında kanamaya başlayan burnuna götürürken. Beyaz Maskeli, saniyeler içinde o karanlık katil aurasından sıyrılıp yeniden elit Gazel rolüne büründü. Üstünü başını soğukkanlılıkla düzeltti. Boray’a doğru birkaç adım atarken alaycı bir tonda, "Eğer beni zorlamasaydın, bunların hiçbirisi olmayacaktı," dedi. Boray sinirden deliye dönmüş bir halde, burnundan sızan kanı bembeyaz gömleğinin koluna sildi. Gazel, adamın bu vahşi halini süzdü. "İyisin, o zaman ben gidiyorum," diyerek sırtını döndü ve kapıya doğru hamle yaptı. Ancak Boray’ın durmaya niyeti yoktu. Gazel daha adımını bile atamadan, adamın güçlü eli genç kadının boynunu kavradı ve onu sertçe kendine çevirdi. Yüzleri birbirine o kadar yakındı ki Gazel’in öfkeden hızlanan sıcak nefesi, Boray’ın dudaklarına çarpıyordu. Boray, gözlerini kızın gözlerine dikti. "Sinirli misin bana?" Gazel hiçbir şey söylemeden sadece baktı. Aklı hâlâ restoranda, Boray’ın onun boynunun birkaç milim uzağına fırlattığı o et bıçağındaydı. İkisinin bakışları havada çarpışırken, aralarında sessiz bir savaş dönüyordu. Gazel’in gözlerinde saf, katıksız bir intikam arzusu okunuyordu. Boray, iri gövdesiyle birkaç adım atarak Gazel’i arkasındaki duvara yasladı. Gazel’in çene kasları öfkeden kasım kasım kasılıyordu. Boray diğer elini de duvara, genç kadının başının hemen yanına dayayarak onu tamamen kendi gölgesi altına aldı. Gazel ise sırtını duvara yaslamış, ellerini serbest bırakarak meydan okurcasına adamın gözlerinin içine bakıyordu. Boray yavaşça elini Gazel’in boynundan çekti ve parmaklarını kızın gür saçlarının arasına geçirdi. Gazel istemsizce yutkundu. Tam o an Boray’ın dudakları, karanlık bir zaferin ihtişamıyla yana doğru kıvrıldı. Gazel, bu baskınlığın altında ezilmemek için gözlerini bir anlığına kaçırıp etrafa baktı, geri çekilmek istedi ama Boray’ın bedeni aşılmaz bir duvar gibi önündeydi. "Çekil önümden," diye tısladı Gazel. Boray ise sadece onun bu hırçın halini izliyor, adeta bu öfkeden besleniyordu. Gazel sinirden burnundan soluyordu. "Çekilmeyeceğim," dedi Boray. Sesi gür, net ve emrediciydi. Holding binasındaki o mesafeli adamdan eser kalmamıştı şimdi. Gazel’in dudaklarında tehlikeli bir tebessüm belirdi. "Bu arada... Gerçek yüzünü görmem iyi oldu." Boray anlamayarak kaşlarını çattığı an, Gazel kolunun iç kısmındaki gizli bölmede saklı duran küçük, ölümcül usturayı saliseler içinde avucunun içine kaydırdı. Boray ne olduğunu anlayamadan, Gazel adamın duvardaki kolunu ters bir hamleyle döndürdü ve bu kez Boray’ı büyük bir hızla duvara yasladı. Pozisyonlar tamamen değişmişti. Bu kez duvara sıkışan Boray, tepesinde şeytani bir şekilde gülen ise Gazel’di. Keskin usturanın ucunu adamın şah damarının tam üzerine yerleştirdi. Gözlerinde en ufak bir titreme, ellerinde en ufak bir tereddüt yoktu. Gazel hırsına yenik düşmek, bu adamın kanını holdingin ortasında akıtmak istemiyordu. Kendini dizginlemek zorundaydı. Boray, boğazındaki ölümcül çeliğe rağmen gözlerini kırpmadı. Gazel’in kulağına doğru eğilerek, "Ben bu işi daha çok sevdim," diye fısıldadı. Gazel başını hafifçe omzuna doğru yatırdı, bakışları buz gibiydi. "Ben hiç sevmedim, onu ne yapacağız?" dedi ve ani bir hareketle usturayı odanın uzak bir köşesine fırlattı. Bunu bilerek yapmıştı. Eğer o çelik elinde kalmaya devam ederse, içindeki canavara hakim olamayıp Boray’ın boğazını oracıkta…