17.Bölüm-Düş Mahseni
Yazar: 🍷

Yapılan katliamlar ve dökülen kanlar... Hiçbiri bile isteye değildi. Elime tutuşturuldu bir bıçak, koydular önüme bir suçlu. "Öldürmek zorundasın eğer yaşamak istiyorsan," dendiğinde bile karıncayı dahi incitemeyen ben, o gece sırf kardeşim için ilk cinayetimi işlemiştim. Cesedin üzerine beyaz bir maske fırlattılar. Bana baktı. "Artık lakabın Beyaz Maskeli," dediğinde bile o gece ağlamamak için verdiğim çabayı tek ben bilirdim. Gelip yüzümü ellerinin arasına aldı ve sertçe gözlerimin içine baktı. Parmakları çeneme acımasızca baskı uyguluyordu. Bana "Sen artık bir suçlusun," dendiğinde bile kulaklarımı tıkamak istemiştim ama yapamadım. Beni kollarımdan tutan Cengiz'in elleri buna izin vermiyordu. Ruhen yaşamasam da bedenen yaşıyor gözükmek istedim. Sırf kardeşim için. O, yaşamdan zevk alan, mutlu olan biriydi. Ben de onun için yaşadım. Sadece onun için. Bir cinayet, iki katliam diye gitti... Ama artık durulmam gerekiyordu. Yaptığım katliamlar ve dosyalar belki beni ailemin katiline götürür diye düşündüm. Ama olmadı. Ne bir iz ne de bana bir ışık oldu. Cengiz artık dosya vermiyordu bana, bazı şeyleri bahane ediyordu. Biliyordum, o da artık cinayet istemiyordu. Çünkü artık bunu ona zorunda bırakacak kimse yoktu. Öyle değil mi? Ya da bir sorumluluğu... Biz kötü bir yolda karşılaşsak da Cengiz kötü biri değildi ve hiçbir zaman olamadı. Ben de olmak istemezdim ama beni kendi elleriyle bir hamurmuşum gibi şekillendirdiler... Ben o zaman ağlamamayı, konuşmak yerine susmayı öğrendim. Ben o gece bastırılmayı öğrendim. Sesli bir ortamda farklı oldum. Benim suçum yoktu ki? Öyle değil mi? Ben daha reşit bile değildim ki... Ne yapabilirdim, ne diyebilirdim ki... Çocuktum ben, çocuktum. Oynamam gereken parklarda ağladım ben geceleri. Vebal miydi bu bana, söylesene? Mezarlıklar hâlen korkunç ve soğuk gelir bana. Ölüm korkutur bazen, bazense o kadar cazip gelirdi ki... Hayatım gibi düşüncelerim de bir saptamaydı. Ben ilk kendimin katili, daha sonra duygularımın katili oldum. Şimdi söylesene, en çok ne acıtır canımı? Her şeyi kendimde tek tek bitirdim, öldürdüm. Ben o yangından beri ayaktayım desem daha açıklayıcı olurdu. Koca bir yangın masum üç kişiyi alırken ben sadece izledim. Sadece izledim... En çok canımı derinden yakan da buydu ya işte. Eskiden çocuktum, bir şey yapamadım. Şimdi büyüdüm, yine elimden bir şey gelmiyor. Küçük de olsan aynı, büyük de olsan aynı. Ne yaş önemli ne beden büyüklüğü. Her an her şey oluyordu ve sen engel olmayı bırak, tek kelam edemiyorsun. Sana yazılan kadere karşı gelemiyordun. Şimdi söyle bana, ne yapabilirim senin için kardeşim? Yaşamak istemediğim bu hayatı senin için yaşamak mı, sen seviyorsun diye yağmurda ıslanmak mı? Anılar aklımın her köşesini delip geçerken anıların seslerini bastıramıyordum. Üzgünüm, elimde değildi... Arabada birkaç dakikadır sessiz bir yolculuğun içindeydik. Boray'ın sıkı sıkıya kavradığı direksiyon ve bir elinin parmaklarıyla tuttuğu ritim sesinden başka arabada çıt çıkmıyordu. Bir şey sormak istemiyordum ama neler olduğunu öğrenmeyi de deliler gibi istiyordum. Merakım beynimin kenarını kemirerek beni öldürürken, sessiz kalmaya ve onu kışkırtıcı bir şeyler dememeye özen gösterdim. Sırası değildi ve bana çatmasını istemezdim. Gözlerimi ondan çekerek önüme baktım. Bir süre sadece yolu izledim. Ama maalesef ki arabayı aniden durdurması uzun sürmedi. Yaptığı ani fren ile resmen camdan uçacaktım. Elimle torpidoya tutunduğumda, önüme düşen saçlarımın arasından Boray'a baktım. Bana bakmadan, tek bir şey söylemeden hızlıca arabadan indi. Sakin olmalıydı. Bu kadar sinir ne ona ne de başka bir şeye iyi gelmeyecek, olayları çözmeyecekti. Tabii olaylardan da bihaberdim, orası ayrı konu. Neden ablasının eşinin birden parladığı ya da önceden gelen bir husumet olduğu düşüncesi kafamı kurcalıyordu. Arabanın kapısını açarak kendimi dışarı attım. Ardımdan kapıyı kapatma gereği duymadan yolda yürüyerek yanına geldim ve onunla aynı hizada, yan yana durdum. Elleri ile saçlarını…