12. Bölüm - Açık Yaralar Ve İzleri
Yazar: 🍷

Dokundukça acıyan yaralarım ve onların ruhuma bıraktığı o silinmez izler... Sarmaya çalıştım, sargılar birer birer çözüldü. Dikmeye çalıştım, iplikler etimden söküldü. Temizlemeye çalıştım, daha da mikrop kaptılar. Ama sonunda, ne olursa olsun kabuk bağladılar. Bense durmadım; o kabukları tırnaklarımla söküp soydum, onları tekrar ve tekrar kanattım... Tekrar ve tekrar bana aynı acıyı çektirmelerine izin verdim. Bedenimi bilinmezliklerin, dipsiz karanlıkların içine fırlatıp savurdular. Ben yine de ses etmedim. Yine de sadece sustum. Peki, neden bunca sene sustum? Bunu kendime ne cesaret edip sorabildim ne de bir gün olsun dürüstçe cevabını verebildim. Ne kendime ne de bir başkasına. Sadece sustum. Sustum ve yine sustum. Kelimeleri tek tek yutup, kendi zihnimin parmaklıkları ardına hapsettim. Neden peki, neden bunu kendine yapıyorsun ve yapmaya nefes aldığın sürece devam ediyorsun?... Sustum. Susmak hiçbir şeye somut bir cevap olmasa da, yeryüzündeki en iyi kaçış yoluydu. Benim seçmekten, yürümekten asla bıkmadığım o tenha yolum... Çünkü eğer o kelimeleri dışarı kusarsam: Kırarım. Dökerim. İncitirim. İncinirim. Ben eğer bir kez dağılırsam, bu sefer parçalarımı toplayıp kendimi var edemezdim. Yapamazdım, benim artık yeniden ayağa kalkacak kadar gücüm kalmamıştı. Bazen tüm bu tehlikeli oyunları, bu saçma sapan işleri olduğu gibi bırakıp arkama bakmadan gitmek bile istiyordum. Nereye gideceğimi bilmeden, sonsuzluğun o soğuk kollarına doğru yürümek istiyordum. Tek başıma. Ben hep yalnızdım zaten. Çevremdeki insanlar, hayat sahnesindeki fazlalık figüranlardan başka bir şey değildi benim için. Bana kalpsiz diyorlar. Duygusuz. Şımarık, zengin bir kız... Ama benim içimde ne yaşadığımı, ruhumun hangi köşelerinin ateşe verildiğini sadece ben biliyordum. Kaybettiklerimi, bir daha asla geri kazanamadıklarımı, kendimi, beni bu hale getiren geçmişi... Anlayamazlardı. Anlatsam bile bana hak vermezlerdi. Zaten anlatamazdım da. Beni belli bir yaştan sonra kimse ne dinlemek istedi ne de gerçekten anlamak için çabaladı. Hep kendi kendime anlattım hikayemi. Kendi zihnimde aşılmaz problemler yarattım ve o labirentlerin içinde kayboldum... Kimsede ne gelip neyim olduğunu sordu ne de samimi bir sesle "İyi misin?" dedi. En çok da bu canımı yakıyordu işte. Bu koca dünyada yapayalnız olduğumu yüzüme vuran o derin ilgisizlik... 🌙 Sessizlik benim yegane huzurumdu. İstediğim tek şey, ucu bucağı olmayan uzun bir sessizlikti. 12 Haziran 2010 "Gazel!" diye seslendi koridordan gelen o şefkatli ses. "Gazel, neredesin ablacım?" Küçük Gazel ses vermedi. Odanın kapısı yavaşça aralandığında, içeriye ince bir ağlama sesi sızdı. Ablası endişeyle odaya girdi. Gazel, yatağın yanındaki karanlık köşeye sinmiş, dizlerini göğsüne çekmiş öylece ağlıyordu. "Neden ağlıyorsun Gazel'im?" diyerek yanına çömeldi ablası, tıpkı onun gibi küçülerek. "Abla..." dedi Gazel, hıçkırıklarının arasından. Küçük elleriyle yanaklarındaki yaşları aceleyle sildi. Akan burnunu çekerek bacağını işaret etti. Dizi fena halde kanıyordu. "Ne oldu Gazel'im?" Ablasının sesindeki telaş odayı kapladı, hemen kardeşinin küçük bacağına bakmaya başladı. "Parkta düştüm," dedi Gazel, gözlerini ablasının yüzüne dikerek. Ablası onun bu haline bakıp sızlandı: "Çok acıyordur şimdi... Dur, ben hemen içeriden bez ve yara bandı alıp geleyim," diyerek hızla ayağa kalktı. Küçük Gazel başını yavaşça salladı. Ablası odadan çıkınca, Gazel o köşede bir süre öylece, sessizce bekledi. Çok geçmeden kapı tekrar açıldı. Ablası elindeki küçük ilk yardım çantasıyla geri gelmişti. "O zaman pansuman zamanı!" diyerek büyük bir neşeyle karşısına oturdu. O zaman pansuman zamanı... Boray az önce odada onun kaşına bakacağı sırada da tam olarak aynı cümleyi kurmuştu. Gazel, zihninin derinliklerinden fırlayan bu anıyla sarsıldı. Dudaklarında buruk bir gülümseme belirdi. Ama bu gülümseme mutlu değil, tam aksine acı vericiydi. Yıllar önce ablasının onu teselli etmek, yarasını sarmak için söylediği o tılsımlı c…