1. Bölüm - Dosya
Yazar: 🍷

Yeni bir kurgu, yeni heyecanlar ve ince ince işlenmiş bir hikaye... Bazen karakterleri içselleştirip ağlayacağımız, bazen ise kahkahalarla güleceğimiz bir yolculuğa çıkıyoruz. Hızlı ve nefes kesici bir girişle başlıyoruz. Şimdiden herkese iyi okumalar. Yorumlarda buluşmak dileğiyle... 🌸 Bölüm Şarkıları: • Ufkun Ötesinde - Aykırı • Teoman - Gönülçelen Karşısında sandalyeye sıkıca bağlanmış adama bakarken kaşlarını alaycı bir şaşkınlıkla yukarı kaldırdı. "Gerçekten..." dedi, sesi buz gibiydi. "Sana çok yazık." Adamın ağzı kalın bir koli bandıyla kapatıldığı için, oturduğu yerde çırpınmaktan ve genzinden gelen boğuk iniltiler çıkarmaktan başka bir şey yapamıyormuş gibi görünüyordu. Genç kadın, bir süre sessizce kurbanını izledi. Avını süzerek keyif alan bir yırtıcı gibiydi. Ağır adımlarla masaya doğru ilerledi ve üzerindeki kalın dosyayı parmaklarının arasına aldı. Sayfaları hızla çevirirken, gözleri satırların arasında nefretle gezindi. Derin bir nefes verdi. Dosyada gördüğü son satırlar, içindeki o canavarı uyandırmaya yetmişti. Gözlerindeki hiddet, doğrudan karşısındaki adama kilitlendi. Öyle bir öfkeyle doğruldu ki oturduğu sandalye büyük bir gürültüyle geriye doğru devrildi. Elindeki dosyaya son kez nefretle bakıp masanın üzerine fırlattı. Adama doğru attığı her adımda ölümcül bir sessizlik vardı. Ansızın adamın yakasına yapıştı. Dudakları bir şeyler söylemek için aralandı ama kelimeler yerine sert bir sessizlikle birbirine mühürlendi. Parmaklarının altındaki beyaz gömleğin yakası, bu sert tutuştan dolayı her an yırtılacak gibi gerilmişti. Birden, adamın kafasını arkasındaki çıplak beton duvara sertçe vurdu. "Biliyor musun?" diye fısıldadı kulağına doğru. "Uğurlu sayım üçtür." Adam, acının şiddetiyle sarsıldı, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Beyaz Maskeli, gözlerini yumdu ve derin bir nefesle ortamdaki nemli, küf kokusunu içine çekti. "Acıyı doruklarına kadar hissetmen için elimden gelenin en iyisini yapacağım," diye mırıldandı, sesi tekinsiz bir ninni gibiydi. "Ama üzgünüm, ne yazık ki az önce saymayı unutmuşum." Adamın kafasını yeniden duvara vurdu. Tok bir ses karanlıkta yankılandı. "Bu bir..." Gözlerini, adamın göz bebeklerine sinen o saf korkudan bir an bile ayırmıyordu. Tekrar sesli bir şekilde duvara vurdu. "Bu iki..." Karşısındaki pislik, daha fazla darbe almamak için kaşlarını yalvarırcasına yukarı kaldırmış, gözleriyle adeta merhamet dileniyordu. Beyaz Maskeli, adamın bu zavallı yalvarışını hiç beğenmemişti. Bu yüzden kafasını aynı şiddetle bir kez daha duvara vurdu. "Bu da iki..." dedi, sesi alaycı bir tonda kısılarak. "Mola ister misin? Çünkü burada, baş başa geçirecek çok vaktimiz var gibi." Adamın başının arkasından sızan koyu kırmızı kan, kirli beyaz gömleğini yavaş yavaş boyuyordu. Beyaz Maskeli’yi ise bu manzara, içindeki karanlık bir tatminden ve yüzündeki soğuk gülümsemeden başka bir duyguya sürüklemiyordu. Gülüşü derinleştiğinde, yanağındaki o tek gamze belirginleşti. "Bir tane iki, sana özel promosyon oldu," diyerek fısıldadı adama doğru. "Bana teşekkür etmelisin, kimseye böyle ayrıcalıklar yapmam bil istedim." Eğlendiği her halinden belliydi. "Ve bu da üç!" Son kez indirdi kafasını duvara. Ardından ellerini iğrenircesine adamın yakasından çekti. Karşısındaki adam, kanlar içinde inleyerek ona bakarken, Beyaz Maskeli’ye karşı yapabileceği tek şey o aciz yalvarışı sürdürmekti. Beyaz Maskeli birkaç adım uzaklaştı. Ellerini arkasında birleştirip dik bir duruşla kurbanını süzdü. "Demek ki neymiş? Bir daha kadınları alıp satmıyormuşuz, değil mi?" Adam korkuyla, adeta bir refleksle başını hızla aşağı yukarı salladı. Fakat Beyaz Maskeli onun bu hareketine inanmıyordu. Böyle adamlar asla akıllanmazdı. Dudaklarını çocuksu bir hayal kırıklığıyla büktü. "Ama bunun zaten bir dahası yok. Bunu biliyor musun?" Adam, tuzağa düşmüş bir balık gibi sandalyesinde can havliyle çırpınmaya başladı. Onun bu nafile çırpınışları, maskenin altındaki kadını sadece daha çok keyiflendiriyordu. El…