Serzeniş
Yazar: Ümran TAN

• 2. Bölüm | Serzeniş • #Emre Aydın Kağıt Evler *** Sonbaharın cılız güneşi yüzüme vurunca uykumdan uyandım. Hafifçe doğrulup yüzüme düşen saçlarımı geriye doğru attım. Dün gece yaşananlar aklıma gelince ciğerlerimi büyük bir nefesle doldurdum. Güneş doğunca gece yaşanan anılar, bir istiridye kabuğuna saklanmış yerini gerçeklere bırakmıştı. Yataktan kalkıp odamdan çıktım. Aşağıdan sesler geliyordu. Salona girince, Alaz'ı dizüstü çantasına yerleştirirken gördüm. Abim ise masadaki notlarını topluyordu. "Günaydın," dediğimde gözler bana döndü. Abim gülümseyerek, "Günaydın," derken Alaz sadece baktı. Nasıl olduğumu kontrol ediyor gibiydi. Abim çantasını alıp doğruldu. "Ben kahve yapacağım, siz de içer misiniz?" İkimiz aynı anda "Hayır," deyince abim mutfağa ilerledi. Alaz, bilgisayar çantasını yere bırakıp bana doğru yürüdü. Ufak bir nefes alırken tam önümde durdu. Yakınlığı karşısında kalp atışlarım hızlanmıştı. Başımı geriye atıp ona baktım. Çelimsiz bedenim yanında ufacık kalıyordu, ona göre fazla küçük kalıyordum ya da hayır, o fazla iri kalıyordu. Kaşlarını kaldırarak "İyisin," dedi. Aslında, pek de iyi sayılmazdım. Bozuntuya vermeyen gülümsemeyle "İyiyim," diye fısıldadım. Gözlerindeki ifadeden anladığım kadarıyla bunu benden duymak onu rahatlatmıştı. Sertçe yutkunup, uyandığım andan itibaren beynimi kurcalayan soruyu dile getirdim. "Şey, dün gece kötü olduğumu nasıl bildin?" Ellerini ensesine yerleştirdi. "Uyanıktım ve sesin geliyordu." Bir an sustuktan sonra daha kısık bir sesle devam etti. "Çığlık atıyordun." Diyecek bir şeyimiz olmadığı için ikimiz de sustuk, kanayan yaralarıma şahitlik ettiği gerçeği beni yutarken susmaktan başka ne yapacağımı bilememiştim. Gözlerindeki şefkat, kalbimi yerinden söküyordu. Başını yana doğru eğdi, saçından bir tutam alnına döküldü, uzanıp düzeltmek istedim. Kendime engel olmak için tırnaklarımı sertçe avucuma geçirdim. Ona dokunamazdım, böyle bir hakkım yoktu. "Karmen," diye fısıldayınca gözlerim anında gözlerine çıktı. Kısık, buğulu sesinden adımı her duyduğumda içime ılık bir şeyler akın ederdi, her şeyi unutturan bir şeydi bu. "Efendim?" Onun kendinden emin çıkan sesine karşın benim sesim titrek ve güçsüz çıkmıştı. Herkese sert mesafeli bakan gözleri, sıcak bir ifadeyle bana bakarken "Bunu da atlatacaksın," dedi. Sessiz kalıp bakışlarını içime çektim. Sadece bana böyle yumuşak böyle sıcak bak. "Biliyorum." Alaz, geriye doğru bir adım attı. Ardından abimin yanına gitmek için yürümeye başladı. Durdum ve sadece onu izledim. Alaz dakikalar içinde abimler beraber gitti, bana gönlü boş gelen adam, yüreğimi de alarak öylece gitti. Dönüşü olmayan gidişlerde esir kaldım, iznim olmayan sevdanın ağıtlarını, ilk o gün yaktım. Buna izin veremezdim, öylece yanmayı göze alamazdım. Her şey bu kadar tazeyken ipleri tutmalıydım. Oluru olmayan aşkta yanmamak için buna mecburdum. Çünkü ölüm anı geldiğinde beni masalın içindeki kızı kurtaran bir çift kol orada olmayacaktı ve ben göz göre göre düşecektim. Bu yüzden daha yolun başındayken aklımı başıma toplamalıydım. Yine de arkasından bakarken gözümden süzülen bir damla yaşı tutamadım. Söz konusu o olunca o gözyaşı tanesini hiç tutamayacağımı içten içe bilmek ise beni hep kahredecekti. *** "Pişt! Yine nereye daldın?" Bakışlarımı, boş boş baktığım botlarımdan çekip Tuğba'ya çevirdim. Merakla yüzüme bakıyor, bir yandan elini gözümün önünde sallıyordu. "Elini gözüme sokacaksın," dedim gülerek. "Abart! Hem, nereye daldın sen öyle? Tüm gün de bir tuhaftın." Yavaşça omuz silktim. "Sınav yaklaşıyor." "Ay hatırlatma lütfen, şu an moralimi bozmak istemiyorum." Bu tavrına gülümseyip yan gözlerle ona baktım. Elini cebine koymuş, ısınmak için zıplıyor, kahverengi kısa saçları da etrafında uçuşuyordu. Soğuktan titreyen ince dudakları morarmış, esmer teni kızarmıştı. "Üşümüşsün." Bana düz düz baktı. "Son beş dakikadır ne diyorum ben? Dondum kızım burada!" "Tamam, hadi sınıfa gidelim." Sırtımı yasladığım duvardan koparıp yürümeye başladım. "Sonunda! Ee Alaz'la ilgili bir…