24. PUSU
Yazar: Rossoball

Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ ♪ Dedublüman, Çağrı Çelik • Fikrimin İnce Gülü 24. PUSU Hava kararmaya yaklaşıyordu. Azer timi hâlâ yürümeye devam ederken aralarında konuşuyorlardı. "F-16 Parçalar halinde denildiğinde, yutkunamadım." dedi Özer diğerlerine bakarak. "Bende kardeşim, sanki boğazıma bir şey takılmış gibiydi. Yutkunamadım, başıma ağrılar girdi." diyerek elini Özer'in omzuna attı Abidin. "Artık düşünmeyin şunu! Afra üsteğmen yaşıyor, şükürler olsun!" Aksel kendini tutamamıştı artık bu konuşmaların arasında. "Şükürler olsun." dedi hepsi bir ağızdan. "Yalnız, Yiğit komutanı ilk defa öyle gördüm. Adam kafayı yemedi ama içinde savaş veriyordu. Kendinden geçti adam." Paya bunu dediğinde hepsi sessizleşti. Çünkü artık anlamışlardı. Yiğit komutan ve Afra üsteğmenin tanışıklığı öyle sıradan değildi. Küçüklükten bu zamana kadar gelen bir sevgiydi. "Sevgililer bence." diye fısıldadı Sena. Aksel başını salladı. "Kesinlikle." "Bizden önce evlenmezler dimi?" diye hızla girdi lafa Enes. "Yuh! Sen de ne evlilik meraklısı bir adam çıktın." Yüzünü buruşturdu Abidin. "Sevdiğin kadını bulunca evlilik meraklısı oluyorsun." "Bu biraz fazla sanki." "Fazlaysa fazla! Sanane! Dön işine bak! Daha sevdiğine açılamıyor gelmiş bana dediklerine bak!" Abidin bu çıkışma ile önüne dönerek kaşlarını çattı. Ala'yı düşündü. Her zaman ki gibi. Anka timden uzaktan ilerliyordu, arada gözleri Paya'yı buluyordu. Bir süre sonra ise hayal kırıklığı ile kafasını çevirip postalarına bakıyordu. O tam postalarına baktığında ise Paya hafifçe kafasını çevirip Anka'ya bakıyordu. Hiçbir zaman gözleri birbirleriyle kesişmemişti. Aynı yollarının da kesişmediği gibi. Arhan hepsinden uzakta dağların yamaçlarında yavaşça görünmeden ilerliyordu. Her hangi bir pusu da uzaktan yardım yapabilmek içindi. Yiğit ve Savaş'ta önden sessizce ilerliyorlardı. Yiğit'in göğsü umutla doluydu. Afra'nın yaşadığına emindi. Buraya gelmeden önce onun şehit olduğunu düşünüyordu. Kafasında durmadan F-16 parçalar halinde sözü dolanıyordu ama şimdi içindeki umutla o sesler sustu. Geriye onu bulmak kaldı. Onu bularak sıkı sıkı sarılmak istiyordu, Yiğit. Küçükken onu ilk gördüğünde göğsü hızla çarpmıştı. Zaman geçtikçe ve büyüdükçe aklına durmadan Afra'a geliyordu. Bir süre daha böyle olmaya devam etti. Bir gün Afra'yı rüyasında gördü. O yine açık mavi gözleri ile güzel güzel bakıyordu. Tam arkasında ise uzun boylu bir kadın vardı. Karanlık olduğu için görünmüyordu ama kolunda bileklik vardı. Afra ile değiştirdikleri o bileklik. O an anladı Yiğit. Afra'nın arkasındaki kadın, onun büyümüş haliydi. Rüya tam burada bitmemişti. O gün Yiğit rüyadan terler içinde nefes nefese uyanmıştı. O kadının arkasında bir tabut vardı. Al bayrağa sarılı bir tabut. Önünde ise bir mavi rüzgârgülü vardı. Yiğit'in nefesi kesilir gibi oldu. Uyanmak istedi rüyadan ama yapamadı. Rüya gerçekmiş gibi devam etti. Afra'nın tabutunun üstüne karlar yağmaya başladı. Beyaz kar al bayraklı tabutun üstüne neredeyse kaplıyorken bir el uzandı tabutta. Bu Raj'ın eliydi. Kanlı, pis elleriyle Afra'nın tabutunun üstündeki karı temizledi. "Onu senden aldım." dedi ve bunu defalarca tekrar etti. O an uyandı Yiğit. Yüzünden akan terler ve kesik kesik nefes alışlarla. Bu rüyadan sonra Yiğit, uzun süre uyumadı. Uykuları ona Afra'yı getirirken bir anda uykuları, Afra'yı ondan alır olmuştu. Bu böyle devam ederken Yiğit bir şeyleri fark etmeye başladı. Aklından hiç çıkartamıyordu bu kadını. Sanki bir işleme gibi, her bir yerine işlenmişti. Onu artık unutamıyordu. Aklına her Afra geldiğinde, kalbi o gün şehitlikte attığı gibi hızlı hızlı atmaya başlıyordu. Bir gün dayanamadı. Savaş ile konuştu. "Biri var. Çıkmıyor aklımdan. Oraya işlendi sanki. Abi nasıl bir şey bu? Çok küçüktüm ben onu gördüğümde! Ne alaka hâlâ onu düşünüyor olmam. Demezler miydi? Çocuk salaklığıdır, ne aşkı? Geçip gider." Bunu söylerken bile Afra'nın büyümüş, güzel halini hayal etmeye çalışıyordu. "Geçip gi…