44. KÜÇÜK BİR UMUT
Yazar: Rossoball

Instagram ; ballrosso | X ; pinklilylza Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ ♪ Pilli Bebek • Bak ♪ Opeth • Ending Credits 44. KÜÇÜK BİR UMUT Üç Hafta Sonra.. Küçük bir umut ışığı bekliyordum. Umut bazen böyleydi işte. Küçücük de olsa bekletiyordu kendini. Çünkü o küçücük umut aslında kocaman bir hissin ta kendisiydi. Bende o küçücük umudu bekliyordum tam üç haftadır. Evet tam üç hafta geçti. O gün yaşananlardan sonra. Neler mi oldu o gün? Ben daha fazla üzüntü ve stresi kaldıramadım. Tam oracıkta bayıldım. Peki Yiğit? Ona ne olmuştu? Yaşıyordu. Şok cihazıyla onu hayata geri döndürmüşlerdi. Fakat... Üç haftadır sadece uyuyordu. Çünkü çok derin yaraları vardı. Bu yüzden üç haftadır yoğun bakım odasındaydı. Gözlerim Yiğit'in üst vücudunda gezindi. Anlatılanlara göre bir patlamanın etkisiyle bu hale gelmişti. Gövdesinin üst kısmında bir çok yara izi vardı. Hatta göğsünün hemen altına bir parça saplandığı için çok kan kaybetmişti. Bu yüzden kalbi onu ilk gördüğüm an durmuştu. Ellerim yavaşça Yiğit'in üst gövdesinde dolandı. "Sevgilim." Diye sayıkladım. Gözlerim bu defa yüzüne takıldı. Sol yanağında derin bir iz vardı. Sağ kaşının üstünde ise o yaraya benzer fakat daha da derin olduğunu düşündüğüm bir yara duruyordu. Bu yüzden yaranın üstünü kapatmışlardı enfeksiyon kapmaması için. "Yiğit..." dedim bu defa. Ellerim ilk önce yavaşça boynunda gezindi. Biraz daha yukarı çıkarak yanağını avucumun içine aldım. "Keşke uyansan şimdi." yavaşça yüzündeki küçük yaralarda gezindi ellerim. "Hem ben çok özledim seni." Gözlerim yine dolmaya başladı. "Yiğit... Sevgilim... Ben seni çok özledim." Yutkundum. "Konuşmanı, gülen yüzünü, bazen çattığın kaşlarını..." Güldüm ama bu defa gülmelerinin arasına bir hıçkırık karıştı. "Gözlerini... Gözlerini özledim." Başımı eğdim. Gözümden yine yaşlar su gibi damla damla akmaya başladı. "Ben senin her zerreni... Özledim. Yiğit... Lütfen uyan artık. Ben seni çok özledim." Alnımı koluna yasladım. Sağ elimle de elini sıkıca tutum. "Lütfen... Lütfen sevgilim." sayıkladım defalarca. Küçücük bir şey bekledim. En azından elimi tutsaydı. Gözlerini açmasa bile bana gitmediğini ve asla gitmeyeceğini belli edecek bir şey verseydi. Bir süre öylece durdum. Ta ki odaya bir hemşire girene kadar. Hemşire içeri girdiğinde bana bakarak "Sizi dışarı almam gerekiyor." dedi. Başımı Yiğit'in eline yasladım. "Gidiyorum... Ama yine geleceğim. Zaten biliyorsun hep geldim." Elini alnımdan ayırarak bir öpücük bıraktım. Tekrardan yatağın üstüne elini yavaşça bırakarak ayaklandım. İlk önce ayaklarım gitmedi. Ondan ayrılmak istemiyordum. Hep onun yanında kalmak istiyordum. Fakat daha fazla duramazdım. Hemşire beni bekliyordu. Ona da daha fazla zorluk çıkarmadan dışarı çıktım. Çıkar çıkmaz koridorda üstümdeki mavi önlüğü çıkardım. Üzümdeki maskeyi ve ellerimdeki eldivenleri de çöpe attım. Dağılan kısa saçlarım önüme düştü. Evet, saçlarımı kestirmiştim. Daha doğrusu... Evde kendim kesmiştim. Neden bilmiyorum ama kesmek istemiştim. Bu yüzden hiç düşünmeden sırtıma düşen saçlarımı omuzlarıma kadar kesmiştim. Elimi saçlarıma attım. İki tarafı da kulağımın arkasına sıkıştırdım. Yoğun bakım servisinden çıkar çıkmaz ise derin bir nefes aldım. Aslında alamadım. Alıyor gibiydim işte. O yokken nefes bile almak zordu. "Afra," dedi bir kadın sesi. Başımı çevirip sesin geldiği yöne baktım. Orada bana bakan Ayşin anne ve Asena ile göz göze geldim. "Ayşin anne... Asena." dedim onlara doğru yaklaşarak. Günlerdir onlarda perişan haldelerdi. "Kızım bir haber var mı?" dedi Ayşin teyze beni iki kolunun arasına alıp sarmalarken. O an yok diyemedim. Nasıl diyecektim ki? Bir an da tekrardan ağlamaya başladım. Ayşin anne ağlamamı duyunca sessizleşti. Asena ise elini saçlarıma atıp okşadı. "Ağlama. Abim iyi olacak. Hem bak böyle ağlamak bebek için iyi değil." Bunları söylerken o da ağlamamak için kendini sıkıyordu. Ayşin anneden ayrıldım. "Ağlamadan duramıyorum. Hormonlar yüzünden galiba." Elimin bü…