2. AYIN ONÜÇÜNCÜ GECESİ
Yazar: Rossoball

Biz geldik! Satır aralarına bol yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın. Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ Perdeyi araladığınızda, Güneşi esirgemiyorsa gökyüzü, O güzel günlerin bedelini ödeyen şehitler vardır. 2. AYIN ONÜÇÜNCÜ GECESİ ❛ GEÇMİŞ ZAMAN - HAKKÂRİ ❜ 20 Nisan 𖣘 Bir kız çocuğu doğdu bugün. Annesini hiç zorlamamıştı. Hemen doğmuş ve doğar doğmaz da gülümsemişti. Aynı ismi gibi saf, temiz ve berrak bir şekilde. İki asker üniformalı adam koşarak hastaneye girdi. Etraftaki hemşireler şaşkınca onlara bakıyordu. Askerlerden biri büyük bir heyecanla danışmana yaklaştı. Arkasında gülerek onu takip eden asker ise onunla beraber danışmana ilerledi. "Merhaba." dedi öndeki asker. Kadın başını bilgisayardan kaldırdı. "Merhaba." "Buraya eşim geldi. Doğum yaptı. Kızım doğdu benim." Hızlı hızlı heyecanla konuşunca danışandaki kadın güldü. "Sadede gel Ender." Dedi arkasındaki asker. Kadın konuyu anlamıştı. "Evet, eşiniz doğumunu gerçekleştirdi. Fakat sizin ilk önce kimliğinizi görmem gerekiyor." Ender hemen cebinden cüzdanını çıkardı. İçinden kimliği bulduğunda karşındaki kadına uzattı. Kadın kimliği alarak bilgisayarına döndüğünde aralarında derin bir sessizlik oldu. Bir süre sonra ise kadın "202 Nolu odada eşiniz. Geçmiş olsun." dedi. "Alpar gel kızımı görelim." Dedi Ender arkasındaki adama seslenerek. Alpar gülerek onun arkasından ilerledi. "Görelim bakalım." Dedi Alpar. Ender hız kesmeden ilerlediği için ikinci kattaki odaya ışınlanarak gelmişlerdi. İlk önce Ender kapıyı çaldı. İçerden bir kadın "Müsaittim." dediğinde Ender hiç beklemeden içeri daldı. Alpar hâlâ kapıda bekliyordu. "Suna'm." Dedi Ender. Suna gülerek içeri giren eşine baktı. Kucağında küçücük, pembe bir battaniyeye sarılmış beden vardı. Ender bir eşinin yüzüne bir de kucağındaki bedene doğru yaklaştı. "Suna'm kızımız..." Gözleri doldu. Ağzından artık tek kelime bile çıkmadı. Eğer çıkarsa hiç durmaz ağlardı. "Afra'mız doğdu. Baksana adı gibi aynı. Berrak, temiz ve saf. Hep de güldü biliyor musun? Doktor bile şaşırdı." Suna uzun uzun anlattı kızını. Ender bu sırada ayakucuna gelmişti. Bedeni güçsüzce oturdu sedyeye. "Suna bu çok güzel." Suna'nın gözleri doldu. "Evet, çok güzel." Ender'in içine endişe düştü aniden. Ellerini kaldırıp eşinin iki yanağını tutu. "Sen iyisin dimi? Doğumda bir şey olmadı. İkinizde iyisiniz?" Suna başını aşağıya yukarı salladı. Eşinin sıcak avcuna da yanağını yasladı. "İkimizde çok iyiyiz." "Ben gelemedim. O an da yanında olamadım, özür dilerim." Dedi Ender. Bu defa endişesi kaybolmuştu fakat üzgündü. Eşinin o anından yanında olmak isterdi. Olamamıştı. Çünkü tam görevdeyken doğum başlamıştı. Ender'de görevi bırakıp geri dönemeyeceği için akşamdan sabaha kadar bekledi. Sabah ise bir helikopter geldi ve onları görev yerinden alarak askeriyeye bıraktı. Ender, helikopter piste iner inmez koşarak arabasına geçmişti. Tam arabayı çalıştıracakken içeri Alpar girince şaşırdı. "Ne işin var burada?" dedi arkadaşına. "Çok soru sorma, hadi bas gaza. Kızın doğmuş, kızın." Demişti Alpar. O andan sonra ise buraya nasıl bir hızla gelmişti hatırlamıyordu bile. "Ender, ne konuştuk ama biz. Olabilir. Ne yapalım yani olsun. Kızımız sağlıklı bir şekilde doğdu sonuçta. Sen olsan da olmasan da bir şey değişmezdi. Hem şuna baksana." Başını aşağıya eğerek kızına baktı. "Artık bir Afra'mız var. Konuşmayalım şimdi böyle şeyler." Ender ellerini eşinin yanaklarından çekerek, kızına baktı. "Artık, Afra'mız var." "Evet, hadi al kucağına. Babasıyla tanışsın bu güzel kız. Seni görmek için uyumadı bile biliyor musun? Şimdiden babacı oldu bu kız." Ender güldü. "Alıyım kucağıma kızımı ama..." Eşine çevirdi gözlerini. "Ben tutamazsam onu. Canı acır." Suna tebessümle baktı eşine. O gerçekten harika bir adamla evlenmişti. O adam harika bir baba da olacaktı. "Tutarsın. Hadi al." Kucağındaki kızını eşine doğru yavaşça uzattı. Ender kollarını açarak kızını bekledi. Birkaç saniye sonra ise artık Ender kızını güzelce…