34. BENİMLE YAŞA
Yazar: Rossoball

Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ ♪ Dedublüman, Mavzer Tabancas • Cümlenin Sonu ♪ Canozan • Acıtır gibi severek ♪ Canozan • Aşk 34. BENİMLE YAŞA Yiğit'in kucağında otururken. Uzunca söyleyeceklerimi düşündüm. Bir süre sonra ise Yiğit yavaşça bana doğru döndü. Elleri belimde dolanıyorken konuşmaya başladı. "Söyleyeceklerim o kadar zor ki. Nereden başlasam bilemiyorum." Tane tane anlatmaya başladı. Ben ise dudaklarımı ağzımın içine doğru çekmiş dişlerken onu dinliyordum. "Ankara'da olduğumuz gün. Asena ile konuşurken, bir telefon aldım. Asaf Albay'dan." Hayır. İşte bunu beklemiyordum. Evet, onda bir şeyler vardı ama bu olmamalıydı. Ben başka bir şey düşünmüştüm. Bu değildi. Hayır. "Asaf Albay, beni bir göreve çağırıyor. Çünkü komutanları o görevde şehit olmuş. Bende şehit olan komutanın yerine göreve katılacağım." Bir an için bütün her şey dursun istedim. Yiğit bana bunları söylememiş olsun. Ben ise saatler önce nasıl Yiğit'in kucağında oturmuş en huzurlu dakikaları geçiriyorsam aynı öyle olsun istedim. Nasıl yani? İkimizde ayrılacaktık. Belki benim görevimi bir şekilde başkasına devredersem burada kalabilirim diye düşünmüştüm ama şimdi her şey bir cam kırılması gibi parçalara ayrılmıştı. Fakat parçalar o kadar dağılmıştı ki bir daha birleşemezdi. "Afra, güzelim." Yiğit elini kaldırıp yanağımı okşamaya başladı. "Güzelim, özür dilerim ama gitmeliyim. Bu vatan görevi ve ben vatanım için canımı bile feda edecekken, bu göreve gitmemem olmaz." Onu anlıyordum. "Anlıyorum. Bu zaten olacak şeylerden biriydi. Yani biz askeriz ve bir gün görev yerlerimizin değişeceğini bile bile birlikte olduk." Yiğit sözlerimle başını salladı. "Evet sevgilim. Hem daha 1 ay var." Çok kısa. Başımı yana doğru eğdim. Ağlamamak için kendimi sıkıyordum. "Peki sen? Sen ne diyeceksin bana?" Diye sordu. Şimdi ona nasıl derdim; bende gidiyorum diye? Fakat demeliydim. Onun da bilmeye hakkı vardı. Çünkü o bana gideceğini söylemişti. "Dün görevdeyken mesaj geldi." Yiğit'in eli yavaşladı. Yanağımdan çekmedi ama eli artık hareket etmiyordu. "Özel bir numaradan. Ne demek olduğunu biliyorsun." Bir süre bekledim. Gözlerinin içine baktım. Ne demek olduğunu biliyordu. "Benimle görüşmek istediklerini söylediler. Akşam onlarla görüşeceğim. Fakat diyeceklerini tahmin edebiliyorum." O da biliyordu. "Beni çağırıyorlar." Son sözümden sonra hızla beni kendine çekerek dudaklarını dudaklarıma yasladı. Sanki beni şimdiden özlemişçesine öptü dudaklarımı. O an gözlerimden bir yaş akarak yanağımdan süzüldüğünde onunda da yanağını ıslatmıştı. Dudaklarımız ayrılınca derin bir nefes aldım. Alınlarımız birbirine bağlıydı. "Yiğit, biz gideceğiz." Bir şey söylemedi. "Eminim benim görevimde 1 ay sonra başlayacaktır. O zaman ne yapacağız?" Diye sordum. O an bütün algılarımı kaybetmiştim sanki. Yıllardır görevlere çıkardım ama ilk defa bu görev zorlamıştı beni. "Merak etme." Alnını alnımdan ayırdı. İki eliyle kavradı yanaklarımı. "Vatanımız için Afra. 1 ay sonra ayrılacağız ama bu sonsuza kadar olmayacak. Fakat biz gitmezsek, belki de oralarda birileri sonsuza kadar gidecek. Belki sevdiği olacak arkasında, belki çocuğu, belki annesi, belki babası. Biz ayrılalım ki onlar sonsuz olmasınlar. Bir can daha kaybetmeye benim artık yüreğim dayanmıyor, Afra." Derin bir nefes aldı. "Gidelim. Geri döndüğümüzde, kalan her şey devam edecek. Asıl gitmezsek, kalan her şeye ihanet etmiş olacağız." Eğer gitmezsen vatana ihanet etmiş gibi olacaktık. Bu ise ikimizin de isteyeceği son şey bile değildi. Şehit olsak bile gidecektik. Çünkü vatandan daha önemli bir şey yoktu. "Gidelim. Ayrılalım." Başını iki yana salladı. "Bu bir ayrılık değil. Bu sadece bir zaman. Sanki o zaman durmuş gibi düşün. Birbirimizden ayrıldığımız gün zaman duracak. Geri döndüğümüzde ise zaman akmaya ve sevgimiz sürmeye devam edecek." Kendimi tutamayacaktım. Artık gözlerimden damlalar durmadan akmaya başlamıştı. "Özleyeceğim seni." Yiğit hafifçe güldü. Gamzeleri çok az gör…