33. AYRILIK KAPIYI ÇALDI
Yazar: Rossoball

Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ 33. AYRILIK KAPIYI ÇALDI Hakkâri'ye inen helikopterden hızla indikten sonra toplantı odasına geçmiştik. Talay Yarbay bize planı anlatmaya başladı. "Saatler 2'yi gösterdiğinde sınırı yaklaşacaklar. Fakat biz onlardan önce sınırda olacağız. Hepiniz ve askeriyedeki eğitimlerini tamamlamış askerler sizinle gelecek. Sınırın olduğu bölgeye gizleneceksiniz. İlk önce arabaların içindeki adamları etkisiz hâlâ getireceksiniz. Geriye sadece bir kişi kalacak. Öğrendiğimize göre dosyalar için öğretmeni kaçıran adamın adı; Çakın. Adamın peşinde sadece biz yokmuşuz. Mit adamın peşindeymiş. O yüzden onu almalıyız. Dosyalar ise bu adamın yaptıklarıyla dolu. Şerefsiz, dosyaların Füsun'un babasına geçtiğini görünce son çare olarak kadını kaçırtmış. Belki tehditlerle dosyaları alırım diye düşünmüş. Fakat işe yaramamış. Şimdide öğretmenin kurtulduğunu ve adamlarının öldüğünü duyar duymaz kaçmaya başlamış. Bu Vedat ve diğer adam sağ kolu gibi bir şey o yüzden onları da onunla beraber teslim edeceğiz." "Peki, komutanım bu adamın bu zamana kadar tutuklanmaması neden?" Diye sordu Semih. Talay Yarbay hafifçe güldü. "Yurtdışındaymış. Bu zamana kadar, Türkiye'ye adım bile atmamış. Oralarda da parasıyla keyfince yaşamış. Birkaç gün önce de Türkiye'ye gelmiş, ilk defa. Neden yıllardır gelmediği fakat şimdi geldiğini çözemedik, aldığımızda anlarız artık." Yerinden kalkarak bir askerin yanına ilerledi. Bizde oturduğumuz yerden kalkmış hazırlanmak için odaya geçmiştik. Ben hızlıca hazırlanarak helikoptere geçtim. İlk önce Azer timini alana bırakacak sonra F-16'yi alacaktım. Biz Ankara'da olduğumuz süreçte yeni bir F-16 askeriyeye gelmişti. Üstünde benim soyadımın işlemesi yoktu. Önceki kullandığım yıllarca benimle yol arkadaşlığı eden, F-16 kanadında soyadımın işlemesi bulunuyordu. Bu beni biraz üzmüş olsa da yenisine alışıp onun da kanadına soyadımın işlemesini yaptıracaktım. "Herkes hazır mı?" Diye sordu Yiğit gür bir sesle. Azer timi hazır olduklarını bildirdikleri an helikoptere geçtiler. Hızla askeriyenin bulunduğu üstten çıkıp ilerlemeye başladım. Gideceğimiz yere birkaç dakika içinde vardığınız an yavaşça dağlık alana yaklaştım. Abidin elindeki ipi açık kapıdan dışarı saldı. Azer timin teker teker ipten inmeye başladığında kafamı arkaya çevirdim. Son olarak Yiğit inecekken göz göze geldik. Onun sadece şafak mavisi gözlerini gördüğümde içimde oluşan o duygu filizlendi tekrardan. Sevgi. Ben Yiğit'e âşık değildim. Evet, bunu ilk zamanlar aşk olarak tanımlamıştım ama bu bir sevgiydi. Aşk çok az kalırdı bu sevginin yanında. Çünkü biz sevgiyle büyümüştük. Aşk neydi? Sevgi varken. Benim sevgim, aşktan çok daha büyüktü. O yüzden birine âşık olmayı değil, birine sevgiyi anlatabilirdin ben. Mesela içinizde bir sevginin tohumu varsa ve bir el çıkıp o tohumu sulamaya başladığında ilk önce filizlenir sonra da içinizde kocaman bir sevgi ağacı çıkar. Benim sevgi ağacımın sahibi ise Yiğit'ti. Çiçeklerinde ise geriye kalan, bana kalan sevdiklerim vardı. Peki, ayrılık. Sevginin anlatımı kolaydı. Ayrılığı nasıl anlatırdım kendime? Bugün işte saatlerdir bunu düşünüyordum. Kendime ayrılığı anlatmaya çalışıyordum. Olmuyordu, çünkü sevgim çok büyüktü. Ayrılık ise onun yanında daha yeni yeni filizlenmeye başlıyordu. Birbirlerine karışırlarsa ne yapacaktım? Derin bir nefes aldım. Helikopterin rüzgârından çarpan hava ciğerlerime doldu. Hafifçe gülümsedim bu sefer. Yiğit bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Fakat bana belli etmiyordu. Tam ipten kayarak inecekken göz kırptı. Benim ise tebessümüm solmuştu. Yanımdaki pilot herkesin indiğini artık gidebileceğimizi söylediğinde dalgınlığımı bir yana bıraktım. Çünkü yaptığım işte dalgın olmalıydım. Ben bir askerdi. Hızla tekrardan askeriye pistine geldik. Ben helikopterden inerek F-16'ya geçtiğimde yanda bir F-16 daha duruyordu. Buna çok takılmadan F-16'ya bindim. Kaskımı taktım. Elimdeki eldivenlerimi de düzelttiğimde artık hazı…