32. ACİL GÖRÜŞME
Yazar: Rossoball

Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ ♪ Yüksek Sadakat • Aşk Durdukça ♪ Emir Can İğrek • Facia ♪ Yaşar • Kumralım 32. ACİL GÖRÜŞME Özer hastanenin koridorunda oradan oraya yürüyordu. Girmeli miydi içeri? Yoksa hiç girmemeli miydi? Az önce içeriden bir doktor çıkmıştı. Füsun öğretmenin yara aldığı yerlerin iyileşme sürecinden bahsetmişti. Füsun öğretmen tam 2 hafta hastanede kalacak ve iyileşecekti. Özer bir anda kapı girişinde durdu. "Allah'ım bir işaret ver bana. Odaya gireyim mi? Yoksa çekip gideyim mi buradan?" Tam o an içeriden bir ses yükseldi. "Yardım eder misiniz?" Bir süre yanlış duydu diye düşündü Özer. "Of! Yetişemiyorum düğmeye! Bakar mısınız? Benim acilen lavaboya gitmem gerekiyor!" Ses bir daha yükselince Özer hiç beklemeden girdi odaya. Kapının önünde durdu. Karşısından yatan kadına baktı. "Siz kimsiniz?" Diye sordu Füsun öğretmen kaşlarını çatarak. Özer tam konuşacakken bir öksürük geldi. İlk önce öksürdü. "Ben... Asker." Füsun çatık kaşlarını düzeltti. "Ne için geldiniz?" Özer birkaç adım daha attı. Yatağın ayakucuna geldi. "Beni... Beni... Komutan gönderdi. Sizi kontrol etmem için." Yalan. Özer içinden kendine kızdı. Yanacaktı cehennemde. Yalan söylemişti çünkü. "Ben iyiyim. Teşekkür ederim. Fakat biri daha geldi onu da komutan yollamış." Dedi Füsun, çekinen sesiyle sorgularcasına. Özer o an ne diyeceğini bilemedi. Bir süre öylece baktı kadına. Füsun yerinde hareketlendi. "Bana yardım eder misiniz peki? Size zahmet vereceğim ama şu kırmızı düğmeye basar mısınız?" Eliyle yatağın üstünde duran düğmeyi gösterdi. Özer başını tabi dercesine sallayarak yatağın başına geldi. Kırmızı düğmeye bastı sadece bir kere. "Teşekkürler ederim tekrardan." Dedi Füsun mahcupça. Kafasını kaldırıp Özer'e baktı. Özer'de Füsun'a bakıyordu. Ne güzel bir kadın diye düşündü tekrardan. Uzun uzun baktı. Kâkülleri varmış dedi. Hafif gözlerinin önüne geliyordu. Gözlerine baktı. Ne güzellerdi öyle. Parlıyorlardı sanki. Bir yıldız gibi ama farklı bir yıldızdı. "Sen..." dedi Füsun. İşaret parmağını kaldırdı yukarı doğru. Özer'in gözlerine baktı. "Sen... O askersin." "Efendim?" Diye sordu Özer. Hangi askerdim ben? Diye düşündü. Normal bir askerdi. Hatta çok normal bir askerdi. Neyi vardı ki? Füsun'un dudaklarında bir gülümseme oluşunca, gözleri doldu. "Allah gönderdi seni... Yani sizi." Gözünden bir damla yaş süzüldü. "Ağlamayın lütfen." Özer'in bunu söylerken içi gidiyordu. Neden ağlıyordu şimdi bu kadın diye düşünüyordu. Ağlamasın, ağlamasın sanki melekler de ağlıyordu onunla. Füsun elinin tersiyle gözyaşını sildi. "Özür dilerim, ben... Çok kötü şeyler yaşadım. O yüzden pekiyi değilim. Böyle aniden ağlıyorum." Özer dayanamadı onun özür dilemesine. "Dilemeyin." Füsun ona mahcupça bakmaya devam ediyordu. Özer o an kadının yüzündeki yaralara baktı. Yanaklarında çizikler vardı. Gözünün altları morarmıştı uykusuzluktan. Dudakları, çölde susuz kalmışçasına kurumuştu. Boynu... Boynunda parmak izleri vardı. Özer dişlerini sıktı. Kafasını eğdi. O an kadının ellerini ve kollarına değdi gözleri. Elleri yara içindeydi. Kollarının bazı yerlerinde de morluklar vardı. Sol kolunu kaldırıp kafasının arkasına attı. Saçlarını hırsla karıştırdı. "Dilemeyin, çünkü sizin hiçbir suçunuz yok. Ben en iyisi gidiyim. Sizde dinlenin." Çünkü duramazdı odada. Eğer durursa o adamların leşlerini sarı torbalarıyla beraber yakardı. "Durun!" dedi Füsun. Özer tam kapıdan çıkacakken durdu. Eli kapı kulpundayken kafasını arkasına çevirdi. Füsun hafifçe gülümsedi. "Allah yolunuzu açık etsin. Kendine çok iyi bak, asker." Özer'de hafifçe gülümsedi. Gözünü kapatarak başını eğdi ve kaldırdı. Gözlerini açıp son kez baktı karşısındaki güzel yüze. Fakat o son kez sanıyordu. Hastaneden çıktığında derin bir nefes aldı. Kafasını yan tarafına çevirdiğinde bir eczane gördü. Hızla oraya doğru ilerledi. Bir şeyler alarak içeriden çıktığında hastaneye girdi tekrardan fakat yine durmadı. Kafeteryaya girdi. Oradan da bir şeyler ald…