28. GERİYE KALAN ANILARDA
Yazar: Rossoball

Gerçek asker olaylarından ve bilgilerinden bağımsızdır. KURGU GERÇEKLİĞİ YANSITMAZ. Keyifli okumalar! ♥ ♪ Söyle Sunam • Nurettin Rençber ♪ İlk Gördüğümde Anladım • Nalbur ♪ Wishing • Alexis Ffrench 28. GERİYE KALAN ANILARDA YAŞAMAK Geçmiş zaman - Hakkâri Suna askeriyeden çıktıktan sonra arabasını şehir merkezine sürmüştü. Merkeze geldiğinde arabayı park yerine bırakarak yürümeye başladı. Eve gitmeden önce biraz yürümek istemişti. Fakat havanın birazdan gözyaşlarını dökeceğinden habersizdi. Suna bir süre daha yürüdükten sonra gök sadece bir kere gürledi ve bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Etrafta koşuşturarak bir yer arayan insanların arasında Suna yavaş yavaş yürüyordu. Islanmak onu hiç rahatsız etmiyordu. Çünkü o alışıktı, bir Karadeniz kızı olarak. Gökten dökülen yağmur damlaları Suna'yı sırılsıklam ederken bir kişi gözlerini dikmiş kadına bakıyordu. Bu kişi kadını izlerken elindeki bardaktan suyunu yudumladı. Herkes restoranda rakı içerken o sadece su içerek balık yiyordu. Bir de camda sırılsıklam olmuş kadını izliyordu. Camın diğer tarafındaki kadın kumral saçlarından akan yağmurla beraber kafasını çevirerek restorana baktı. Suna camları koyu olan restorandın içini göremedi ama sanki izleniyormuş gibi hissediyordu. Kaşlarını çatarak camdan onu kim izliyorsa görmek için baktı ama başarısızdı. Kafasını kaldırıp bu sefer restorandın ismine baktı. Kızıl Tan. İşte her şeyin başladığı o restoran. Suna açık mavi gözlerini tabeladan çekerek restorana doğru yürüdü. Onu kim izliyordu bilmiyordu ama içinden bir his onun o restoranda girmesini istiyordu. Kadını izleyen adam, kadının restoranda doğru yürüdüğünü görünce gözlerini kaçırmadan kapıdan girecek olan kadına bakmaya devam etti. O an Suna restoranda girdi. Gözleriyle etrafı incelerken ona bakan adamla göz göze geldi. Restorandaki şarkı işte o an değişti. Bir şarkı çalmaya başladı. Bu şarkıyı az önce adam bir kâğıda yazarak garsona vermişti. Söyle sunam nerelisin Yıldızlar gibi harelisin Niye böyle karelisin Gel gurbete çıkalım senle Suna kulaklarına dolan şarkıyla beraber gözlerini adamdan çekemiyordu. Bir şey vardı sanki adamın gözlerinde. Tanıdık bir şey. Suna öylece orada beklerken karşısında duran adam garsonu çağırdı. Garson adamın yanına gelince, adam garsona yaklaş işareti yaptı. Garson masaya doğru eğildiğinde adam bir şeyler söylemeye başladı. Bu sırada gözlerini de Suna'dan çekmiyordu. Garson kafasını arkaya çevirerek Suna'ya baktı. Tekrardan adama döndüğünde ise başını salladı. Suna hâlâ ne olduğunu anlamamıştı. Bu yüzden hareket etmeden kapının girişinde bekliyordu. Garsonda az önceki adamın masasından ayrılmış Suna'nın olduğu yere doğru ilerlemişti. Suna şaşkınca karşısında duran garsona baktı. "Beyefendi, sizi masasına davet ediyor efendim." Garson bunu söyleyerek eliyle adamın oturduğu masayı gösterdi. Suna şaşkınca bir masaya bir de adama bakıyordu. İçinden bu ne şimdi dese de kendini tutamadan yürümeye başladı. Masaya doğru ilerlerken gözleri adamın üstündeydi. Adamın kumral saçları ve kahverengi gözleri vardı. Suna hipnoz olmuş gibi adama bakarken adam ayağa kalktı. Masanın sol kısmına geçtiğinde Suna'da masanın sol kısmında durdu. Adam gülümsedi. Elini kaldırarak Suna'ya doğru uzattı. "Merhaba, ben Ender Ekiz." Suna'nın şaşkınlığı büyüdü. Çünkü bu isim günlerdir askeriyede yankılanıyordu. Herkes bu adamın askeriyeye geleceğinden bahsediyor ve nasıl biri olduğundan söz ediyorlardı. Duyduğuna göre en iyi tim komutanlarından biriydi. Bu yüzden dillerden düşmüyordu. Bir de yakışıklılığı dillerden düşmüyordu. Çokta haklılarmış diye geçirdi Suna içinden. Suna elini kaldırarak Ender'in sıcak eliyle sardı. "Suna Soytürk." "F-16 pilotu, Üsteğmen Suna Soytürk." dedi Ender. Suna şaşırmadı. Çünkü o da dillerden düşmüyordu. Neredeyse bütün Türkiye onu tanıyordu. "Bana bu akşam eşlik eder misiniz üsteğmenim?" Ender karşısında duran boş sandalyeyi gösterdi. Suna kafasını çevirip masaya baktı. Tek kişilik açılmış servisle bakıştı. Ender cama çarpan yağmur dam…