KEHANET GERÇEKLEŞİYOR
Yazar: Peri1

Draven’in içi yanıyordu; hem hayranlık hem korku ile izliyordu onu. Çünkü Elanor’un gözlerinde yanan ışık, bin yıllık ejderha soyunun bile diz çöktüğü kadim ruhlara aitti. Peri ışığı. “Draven...” Elanor’un sesi yankılandı. Yumuşaktı ama içinde fırtınalar taşıyordu. “Bedenim sanki yanıyor fakat aynı zamanda doğuyorum.” Draven bir adım attı, elini uzattı ama parmak uçları ona dokunmadan önce geri çekildi. Her dokunuşunda bedeninden kıvılcımlar çıkıyordu. Sanki tanrılar bu birleşmeye hâlâ karar verememişti. Uzakta ejderhaların uğultusu duyuldu bazılarının kanat çırpışları öfkeyle, bazılarınınki umutla doluydu. Thor’un güçlerinin alınmasına öfkelenenler, gökyüzünü kızıl bir perdeyle doldurmuştu. Elanor’un bedeninden yayılan ışık, bu perdeyi yardı. Ejderhalar bir an sustu. Işığın kaynağını gökyüzünde arıyorlardı ama bir insana Elanor’a aitti bunu hissettiler. Kehanetin yankısı bir kez daha duyuldu; > “Bir peri ve bir ejderha birleştiğinde, dünya yeniden doğacak.” Draven dizlerinin üzerine çöktü, ellerini başına götürüp gözlerini kapadı. Bu sözler, çocukluğundan beri her ejderha prensine öğretilen, ama kimsenin inanmadığı o efsanenin ta kendisiydi. Elanor, gözlerini kaldırıp gökyüzüne baktığında, kendi yansımasını buldu: Artık bir köle değil, bir ışığın taşıyıcısıydı. “Bedenin ışıkla yanarken, ben karanlığa hapsoluyorum.” Draven gözlerini kapattığında, Elanor’un ışıltısı göz kapaklarının arkasına kazınıyordu. Bir ejderha kral, bir insanın , hayır artık bir perinin ışığı karşısında diz çökmemeliydi. İçindeki her damar, onu koruma, onunla yanma isteğiyle doluydu. Thor’un adı zihninde yankılandı. Bir zamanlar onur, disiplin, güç demekti. Ama artık ejderhaların zinciriydi o ad. Thor’un kanı, ejderhaları yücelttiği kadar köleleştirmişti de. Kölelik sadece insanlara değil, onların ruhlarına da bulaşmıştı. Şimdi, Elanor’un ışığı, o zincirleri yakmaya başlamıştı. Kehanet gerçekleşiyordu, kim bilebilirdi ki şimdi ve bu şekilde olacak. Oluyordu işte.. Bir ejderha kralın en büyük korkusu, kontrolü kaybetmektir. Elanor’un varlığı kontrol değil, teslimiyet istiyordu. Draven ilk kez teslim olmanın güçle aynı şey olabileceğini hissediyordu. Uzakta, ejderhaların sesleri rüzgârla taşındı. Bazıları Thor’un haklarının geri alınmasını istiyor, bazıları Draven’in tahttan çekilmesini fısıldıyordu. Bir kısmıysa, bir insanla birleştiği için onu lanetliyordu. İçlerinden bazılar hala sessizdi. O sessizlik, nadir bir sadakatin sesi gibiydi. Draven biliyordu: Ejderhalar bölünüyordu. Bu bölünmenin merkezinde Elanor’un adı vardı. Gökyüzünde bir şimşek yankılandı Elanor’un ışığı ağaçların köklerine kadar uzandı. Rüzgâr, eskisi gibi sıcak değildi taş surların arasında yankılanan o kadim solukta bir titreme vardı. Ejderhalar uçarken iz bırakan kıvılcımlar artık sönük yanıyor, alevler soluyordu. İlk önce kuzeydeki madenlerde değişim başladı. Bir ejderha uçarken kanatlarının uçları soldu; ardından sesi boğuldu, yere düştü. Onu görenler “yorgunluk” dediler, “lanet” diyenler de oldu. Birkaç gün sonra aynı titreme, saraya en yakın nöbetçi ejderhada da görüldü. Draven taht salonunun yüksek kemerleri arasında yürürken, o gür sesini bastıran bir yankı duydu meclis toplanmıştı. Kırmızı pullarıyla General Kaerr, öfkeyle yere vurdu pençesini. “Thor’un lanetinden kaçamayız! Işık denen o şey ejderhaların gücünü çalıyor! Kral Draven, siz bir periye bağlandığınız günden beri halkımız zayıflıyor!” Salon uğultuya boğuldu. Bir kısmı onayladı, bir kısmı sessiz kaldı. Ama bazı gözlerde şüpheden çok inanç vardı. Draven, o sessiz inancı fark etti Yüzyıllardır Thor’un adaletiyle yetişmiş, ama zincirlerden bıkmış ejderhalar… Onlar artık yalnızca hayatta kalmak değil, özgür olmak istiyorlardı. Sarayın dışında, köylerde hastalık yayıldıkça fısıltılar arttı. Ejderhaların alevleri sönüyor, insan kölelerin kalpleri zayıflıyordu. Her yerde aynı soru yankılanıyordu: “Bu ışık bir kurtuluş mu, yoksa kıyamet mi?” Tam o sırada Elanor, sarayın batı kapısından çıktı. Gözlerinde ateşin değil, bambaşka…