Ben Neye Bulaştım Böyle!
Yazar: Peri1

O an, kanatlarının gölgesiyle odanın içindeki taş zemine düşen ışığı, Elanor’un sakin ve dikkatli duruşunu aklında canlandırdı. Bu, Draven’in içindeki mücadeleyi daha da derinleştirdi. Ona karşı hissettiği çekim hem korku hem merak karışımıydı; hem insan hem ejderha olarak sınırlarını zorlayan bir duygu. Kendi kendine karar verdi: bu çekimle ne yapacağını anlamak için kendine zaman tanıyacak, Elanor’un hareketlerini izleyecek, ama sınırlarını koruyacaktı. Zira bu dünyada, güç ve çekim birleştiğinde Elanor onun için bir tehdit unsuruydu. Draven’in garip, karmaşık ve çekici doğası üzerine düşünürken, kendi rolünü, peri yeteneklerini ve bu dünyada kalmanın yollarını planlamaya başladı. Oda sessizdi, taşlar ve hafif su damlacıkları dışında hiçbir ses yoktu. Fakat Elanor’un zihninde hem geleceğin getireceği sınavların hem de Draven’in gizemiyle ilgili binlerce düşünce dönüp duruyordu. Kapı sessizce açıldı. Elanor, gelen hizmetkârları görünce şaşkınlıkla doğruldu. Tepsiler, şamdanlar, tabaklar birbiri ardına odaya taşınıyordu. Karanlıkta, kapının eşiğinde Draven belirdi. Gözleri doğrudan ona kilitlenmişti. “Bugün seninle yiyeceğim, küçük peri.” dedi, sesi derin ve buyurgan ama içinde alışılmadık bir yumuşaklık gizlenmişti. Elanor, ne diyeceğini bilemeden gözlerini masa hazırlıklarıyla meşgul etmeye çalıştı. Her şey dakikalar içinde görkemli bir sofraya dönüştü. Draven ağır adımlarla yaklaşırken bileklerindeki zincirlere uzandı. Soğuk metal halkalar birer birer çözüldü. Elanor serbest kalmış kollarına bakarken, Draven hiçbir şey söylemeden sandalyeye oturdu. “Başlayalım.” dedi yalnızca. Elanor, o an farkında olmadan açlığının esiri oldu. Önündeki ekmeğe, tabağa hızla uzandı. Lokmalar peş peşe kaybolurken, Draven sessizce onu izliyordu. Gözlerindeki şaşkınlık saklı değildi. Bu sahne, onun için alışılmadık derecede insanca bir andı. Elanor, ancak doyumsuz iştahını fark ettiğinde utanarak başını eğdi, elleri titreyerek bıçağı bıraktı. “ Ben, özür dilerim…” diye fısıldadı. Draven’in sesi derinden yükseldi: “En son… ne zaman yemek verdiler sana?” Elanor çekinerek bakışlarını kaldırdı. “Önceki gece…” dedi kısık sesle. O an Draven’in gözlerinde bir şey kıpırdadı. Şimdiye dek hiç umursamadığı bir gerçeği ilk kez kalbine dokunmuştu. Kölelerin düzenli yemek yemediğini biliyordu, ama ilk kez bu umursamazlığın ortasında içinden keskin bir öfke yükseldi. Köleme nasıl yemek vermezler diye geçirdi içinden, çenesini sıkarak. Gözlerini Elanor’dan ayıramıyordu. Bu küçük, masum varlık sadece açlığıyla değil, utancıyla da kalbine dokunmuştu. Yemek bitince Draven sandalyesinden doğruldu. Bakışlarını Elanor’a dikti. “Hazırlan. Bu gece dans edeceksin.” dedi, sesinde ne emir ne de tamamen yumuşaklık vardı ikisi arasında tuhaf bir karışım. Elanor tam karşılık veremeden kapı açıldı; iki hizmetkâr içeri girdi. Ellerinde ince kumaşlar, saç tokaları, parıltılı işlemeler vardı. Elanor’u almak için eğildiler. Genç kız şaşkınlıkla Draven’a baktı, izin ister gibi. Draven yalnızca başını hafifçe salladı. Odayı terk ederken derin bir nefes aldı. Koridora çıkar çıkmaz yanında duran muhafızlardan birine sert bir bakış fırlattı. “Bundan sonra…” dedi, dudaklarını ısırarak. Sesini alçaltmaya çalışsa da öfkesi titriyordu. “…ona düzenli yemek getirilecek. Her gün. Eksiksiz.” Muhafız başıyla onayladı. Draven ise kendine kızarcasına yumruklarını sıktı. Bu kadar mı düştün, Draven? Bir köle için sesin titriyor, gücün sorgulanacak. Kendini toparla. Ama ne kadar söylese de içindeki huzursuzluk susmuyordu. --- Gece – Gösteri Öncesi Büyük salon dolup taşmıştı. Ejderhaların ağır bakışları, saraylıların fısıldaşmaları her köşeyi kaplıyordu. Şamdanların ışıkları taş duvarlarda yansıyor, ağır bir ihtişam havaya siniyordu. Perde arkasında, Elanor hazırlığını tamamlamıştı. Üzerindeki elbise, vücudunu bir çiçek gibi açtırıyor; kızıl saçları omuzlarından dalga dalga düşüyordu. Ellerini sıkıca birbirine kenetlemişti. Kalbi hızla atıyordu. Bir yanda Draven’in bakışları hâlâ aklındaydı sofrad…