ZAAF
Yazar: Peri1

Yüzüğün ışığı yavaşça söndu, oda tekrar taş duvarların soğuk karanlığına büründu. Elanor, zincirlerine bakti ve içinden şunları geçirdi; "Asla teslim olmayacağım.” Tam o anda yüzük hafifçe ısındı. Elanor irkildi. Zincirlerin arasından yüzüğe baktığında, ince bir ışık dalgası yükseldi. Işık, odanın taş duvarlarına çarpıp yumuşak bir parıltıya dönüştü. Elanor sergie henüz konusmadan şunları söyledi ; Zincirler hâlâ bileklerimde Sergie… Draven’in gözlerinde hem merak hem de ölüm vardı korkuyorum. Sergie hafif gülümsedi, gözlerinde bilge bir parıltı vardı. “Onun gözlerinde ilk defa bir duraksama yarattın. Ejderhalar kolay kolay duraksamaz. Senin ışığını merak ediyor. Bu merak, hayatta kalmanın anahtarı olabilir.” Elanor gözlerini kapattı, kardeşinin yüzü zihninde belirdi. “Ben buraya kardeşim için geldim. Zincirler, dans, Draven’in bakışları… hepsi bana çok ağır geliyor. Sergie, ya dayanamazsam?” Sergie, zincirlerine dokunamasa da ona yaklaşmış gibi oldu. “Dayanacaksın. Çünkü sen buraya yalnızca kardeşin için değil, kendi kaderini bulmak için geldin. Unutma, Elanor: Zincirler bedeni sınırlar, ama ruhu asla.” Elanor’un gözlerinden istemsizce bir damla yaş süzüldü. “Peki… bundan sonra ne yapmalıyım? Draven beni tekrar çağırdığında… nasıl davranmalıyım?” Sergie’nin silueti biraz daha parlaklaştı. “Onun kudretinden korktuğunu belli etme. Fakat asla haddini aşma. Ejderhaların dünyasında ince bir çizgi vardır: Boyun eğmek ile saygıyı kazanmak arasında. Sen o çizgiyi yakalamak zorundasın. Dans sadece bir gösteri değil, bir silah. Onu doğru zamanda yeniden kullan.” Işık yavaşça soldu, Sergie’nin sesi hafif bir yankıya dönüştü: "Seni izliyorum. Yalnız değilsin.” Elanor zincirlerine bakarak derin bir nefes aldı. O an, kalbinde bir kıvılcım yandı korkunun içinde bile umut vardı. Karanlığa gömülmüştu, ateşler loş bir şekilde yanıyordu. Elanor, bileklerindeki zincirlerin soğukluğunu iliklerinde hissediyordu. Burası artık onun yeni hapishanesiydi. Her nefes alışında, taş duvarlardan yankılanan sessizlik kalbine yük oluyordu. Kafasında tek bir düşünce vardı: Kardeşim. Elanor sessizce düşündü. Kalbi hâlâ korku ile çarpıyordu. Ya bana zarar vermek için aldıysa? Ya bu odadan sağ çıkamazsam? Sergie’nin silueti ışıkla dağılıp kayboldu. O an kapı ağır bir gıcırtıyla açıldı. Draven içeri girdi. Adımları yavaş, ama kudreti odayı dolduracak kadar güçlüydü. Masmavi gözleri Elanor’a kilitlendiğinde, zincirler sanki daha ağırlaştı. Draven: “Zincirler içinde bile… gözlerim senden başkasını görmedi. Söyle bana, kızıl saçlı… Sen kimsin?” Elanor yutkundu, kalbi hızla çarpıyordu. Sergie’nin sözlerini hatırladı: Korkunu gizle. Bütün cesaretini toplayarak konuştu. Elanor: “Ben… sadece Elanor’um. ” Bir anlık sessizlik. Ejderha kralın dudaklarında belirsiz bir kıvrım oluştu. Gülümseme mi, alay mı, belli değildi. Draven: “Köleler itaat eder." Draven yaklaşarak zincirlerden birine dokundu. Soğuk demir parmağına çarptığında çıkan ses, Elanor’un kalbine çivi gibi saplandı. Draven’ın gözleri parladı. “Yarın seni tekrar çağıracağım. Bu defa sadece dans etmeyeceksin. Ruhunun gerçekten ne kadar güçlü olduğunu görmek istiyorum.” Kapı gürültüyle kapandı. Elanor, taş duvarlarda yankılanan bu sözlerle baş başa kaldı. Kalbi hem korku hem de merakla çarpıyordu. Elanor’un ejderhalar diyarındaki en büyük savaşı başlamıştı. Oda hâlâ sabah ışığıyla titrek bir şekilde aydınlanıyordu. Elanor, zincirleriyle oturmuş, nefesini kontrol etmeye çalışıyordu. Her nefes alışında taş duvarlar arasında yankılanan sessizlik, korkusunu ve tedirginliğini artırıyordu. Birden yüzüğün sıcaklığı parmağında belirdi. Hafif bir ışık huzmesiyle Sergie belirdi, yarı gerçek, yarı hayal gibi. Gözlerindeki ciddiyet, Elanor’un kalbini bir anlığına hızlandırdı. Sergie: “Elanor… sakin ol. Draven geliyor. Onun dikkatini çekmek, hayatta kalmak ve kendini korumak için yapacağın her hareket önemli olacak. Tepkilerini kontrol et, gözlerini kaçırma, ama korkunu da gösterme.” Elanor başını hafifçe salladı. Kalbindeki ko…