Melakor & Cadı
Yazar: Peri1

Rüzgâr, kule odasının yüksek kemerli pencerelerinden içeri girip ağır kadife perdeleri dalgalandırdı. Aşağıda kalan sarayın gürültüsü, Meclis’in öfkeli homurtuları ve alevlerin çıtırtısı artık çok uzaktaydı. Burada sadece ikisi ve gecenin derin sessizliği vardı. Draven, Elanor’u yavaşça yere indirdi. Çıplak ayakları soğuk mermere değdiğinde, Draven bir an bile ondan uzaklaşmak istemiyormuş gibi ellerini belinden çekmedi. Dev kızıl kanatları yavaşça kapandı. O heybetli, diz çöktüren Ejderha Kral gitmiş; yerine gözlerinde yılların birikmiş acısı, özlemi ve kırılganlığını taşıyan bir adam gelmişti. Sessizce Elanor’un önünde diz çöktü. Bu kez meclisin ya da kadim yasaların önünde değil; sadece Elanor’un varlığının önünde bir kez daha eğiliyordu. Draven, Elanor’un ellerini tuttu. Parmakları yavaşça onun bileklerine, bir zamanlar demir zincirlerin eti kestiği, iz bıraktığı o soluk çizgilere kaydı. Draven başını eğdi ve dudaklarını Elanor’un bileğindeki o izlere bastırdı. Tek bir öpücük değil; pişmanlığın, sadakatin ve koruyamadığı her anın özrü gibi uzun, derin bir öpücük... Draven’ın sıcak nefesi Elanor’un tenini yakarken, göğsünden de sarsıcı bir iç çekiş yükseldi. “Seni koruyamadım...” diye fısıldadı Draven, sesi kırgındı. “Sen benim yüzümden kendini feda ettin.” Elanor parmaklarını Draven’ın koyu renk saçlarının arasına geçirdi. Onu yukarı, kendi hizasına çekti. “Artık bitti Draven, yanındayım, yanımdasın” dedi Elanor. Sesi pamuk kadar yumuşak ama bir o kadar sarsılmazdı. “Bak buradayım..” Draven ayağa kalktı ve Elanor’u kendine çektiğinde aralarındaki hava birden değişti. Draven’ın içindeki o hırçın ejderha alevi ile Elanor’un göğsünden yayılan Kadim Ağaç’ın ışığı odanın içinde birbirine sarıldı. Bu sadece bedenlerin değil; ruhların, alevin ve ışığın yıllar sonra birbirine kavuşmasıydı. Draven’ın dokunuşları Elanor’un teninde sıcak izler bırakırken, Elanor onun göğsüne dokundukça Draven’ın içindeki tüm öfke ve yıkım şifalanıyordu. Aşkları, gecenin karanlığında tutkulu, derin ve kusursuz bir sığınak oldu. Dünya dışarıda yıkılsa bile, o kule odasında zaman ikisi için de durmuştu. Saatler sonra, Draven yanında derin ve huzurlu bir şekilde yatıyordu. Yüzündeki o sert, kederli ifade gitmiş, yerini bir çocuğunki kadar sakin bir dinlenmişliğe bırakmıştı. Elanor yavaşça yataktan kalktı. Üzerine ipek kumaşı sarıp pencereye doğru yürüdü. Gece karanlığında Kadim Ağaç, gökyüzüne doğru devasa bir siluet çiziyordu. Yapraklarından dökülen hafif altın rengi ışıklar rüzgarla süzülüyordu. Elanor elini camın soğuk yüzeyine koydu, içini kaplayan huzuru hissetmeye çalıştı. Ancak tam o sırada göğsünün ortasında, tam kalbinin altında yakıcı bir sıcaklık hissetti. Bir sızı değil, uyanan bir tohumun, atan ikinci bir kalbin kıpırtısı gibiydi bu... Gözleri karardı. Rüzgârın sesi kesildi. Zihninin içinde buz gibi, çürük kokan bir ses yankılandı. Cadı, mesafenin olmadığı bir uzaklıktan doğrudan Elanor’un zihnine bağlanmıştı: “Işık ve alev birleşti peri kızı...” dedi , sesi Elanor’un zihninde bir zehir gibi yayıldı. “İçinde büyümeye başlayan o gücü hissediyor musun? Ne bir ejderha ne bir peri... O, dünyaya gelmiş en kadim öz. Zamanı geldiğinde, o çocuk gökyüzünün ve benim bedelim olacak. Sakın unutma... Sakın Krallığına bu gölgeyi düşürme, yoksa o tohum daha toprağa düşmeden küle döner.” Zihinsel bağ bir anda koptu. Elanor nefes nefese kalarak geriye doğru bir adım attı. Eli refleks olarak karnına gitti. İçinde bir hayat uyanıyordu; Draven ile onların aşkından ortaya çıkmış bir mucize... Ne var ki Bu mucize, daha doğmadan Cadı’nın lanetli parmaklarının hedefi olmuştu bile. Arksına döndü. Draven yatakta huzurla uyuyordu. Az önce onun yüzündeki o mutluluğu, rahatlamayı görmüştü. Draven onu kurtarmak için dünyayı yakmaya hazırdı; eğer bu tehdidi ona söylerse, Draven sarayı da ateşe verir, Cadı’yı bulmak için dünyayı birbirine katardı. Cadı’nın tehdidi çok açıktı: “Daha toprağa düşmeden küle döner.” Elanor’un gözlerinden tek bir damla yaş süzüldü. Karnındaki o…