Kardeşim ona iyi bak Sergie ve hazırım!
Yazar: Peri1

Elanor'un sesi titriyordu, gözleriyle o sonsuz beyazlığa baktı sanki bir yerden onun kanat sesini duymayı umar gibiydi. Sergie sessiz kaldı. Bir süre sadece ikisinin nefesi vardı. Sonra Sergie başını kaldırdı, gözlerinde yumuşak ama keskin anlamlı bir bakış ile konuştu: “Draven seçiminde kaldı.. Şimdi sıra sende” Elanor’ın boğazı düğümlendi. “Ben seçim yaptım, Sergie! Kanımı verdim! Işığımı o ağaca bıraktım! Kardeşim yaşıyor, insanlar kurtuldu daha ne istiyorsun benden?” Sergie’nin yüzünde hüzünlü bir tebessüm belirdi. “Fedakârlık yaptın, Elanor ama seçim ruhunun hangi ışığa ait olduğunu bilmekle ilgilidir. Sen şu anda iki dünyanın arasında sıkıştın. Ne insansın, ne peri ve Draven, o da ne tam bir kral, ne tam bir canavar.” Elanor gözyaşlarını tutamadı. Sergie’nin sesi yankılandıkça, çevredeki ışık akıntıları da onunla titreşiyor, her kelimeyle birlikte yankılanan bir müzik gibi genişliyordu. “Elanor, ışığın sana sorduğu soruyu duymuyorsun,” dedi Sergie. Elini kaldırdı, avuçlarının ortasında bir ışık dairesi belirdi. O dairenin içinde Draven’in ejderha formunun silueti yanıp söndü kanatları kırık, ama gözlerinde hâlâ o tanıdık alev vardı. Elanor’ın soluğu kesildi. “Onu hissediyorum…” Parmak uçlarını ışığa uzattı ama dokunamadı. Draven’in yankısı gözlerinin önünde dağıldı, bir duman gibi kayboldu. Sergie başını eğdi. “Her ışık, kendi gölgesini taşır. Seninki hâlâ Draven’de. O gölgeye tutunursan, yeniden düşersin.” Elanor’un yüzü acıyla gerildi. “Ben sadece birini kurtarmak istemiştim. Neden hep daha fazlası gerekiyor?” Sergie yaklaştı, diz çöktü onun karşısına. Sesi bir fısıltı gibi, ama sanki evrenin içinden yankılanarak geldi: “Çünkü sen sadece birini değil, tüm dünyaları kurtarabilecek bir ışıksın.” Elanor’un gözleri doldu, dudakları titredi. O an etraflarındaki ışık değişti artık beyaz değil, yavaş yavaş altın rengine dönüyordu. Bir yerde bir kapı beliriyor gibiydi, titreşen bir enerji halkası. Sergie ayağa kalktı. “Şimdi ışığın kalbine yürüyeceksin, Elanor. Draven’e ulaşmak, ya da tamamen insan kalmak bu yolun sonunda biri seni bekliyor.” Elanor başını kaldırdı, o halkaya baktı. Korkuyordu. Ama içindeki ses o tanıdık, uzak, ejderha yankısı onu çağırıyordu. Bir adım attı. Zemin altında ışıkla kıvrıldı, yukarıya doğru yükseldi ve Elanor, yeniden doğan bir parıltının kalbine yürümeye başladı. Elanor tüm bu geçiş boyunca Draven'in yansımaları, kendi gecmisi, Peri diyarı gibi yansimalarla karsilasti. Sonra bir an da herşey karardı. Sabahın ilk ışıklarıyla uyandığında, pencerenin ardından gri bir gün süzülüyordu. Gördüğü bir rüya miydi? Sergie ve o boyut ve belki aslında herşey onun yalnızca bir hayal ürünümüydü? İstanbul’un o tanıdık uğultusu, bir zamanlar güven veren bir ritimdi; ama şimdi, her sesin arasında Draven’in nefesini arar gibiydi. Kalbi bir başka atıyor, göğsünün derinliklerinde yankılanan o ejderha kalbinin sessizliğini hissediyordu. Kardeşi artık sağlıklıydı. O hastane odalarının soğukluğu, yerini kahkahalara bırakmıştı. Herkes “mucize” diyordu ama Elanor biliyordu, mucizeler daima bir bedelle gelirdi. Onunki, sessiz bir kayboluştu. Draven yoktu. Sergieden dehaber yoktu. Parmağındaki o yüzük artık sanki hiç parlamamış gibiydi. Kendinden şüphe duyacak hale gelmişti. Geceleri uyanıyor, sanki bir ses duyar gibi oluyordu. Bazen rüzgarın uğultusunda, bazen bir çocuğun gülüşünde, bazen de kendi kalbinin atışında yankılanıyordu o ses: “Henüz bitmedi…” Ama Sergie’nin sesi değildi bu. Bir yankıydı. Bir yerlerden, başka bir zamandan gelen bir hatırlayış. Günler geçtikçe Elanor’un dünyayla teması daha da bulanıklaşmaya başladı. Kahvesini içerken elinin titrediğini fark ediyor, aynaya baktığında kendi gözlerinde bir başkasının ışıltısını görüyordu o ışıltı , Draven’in gözlerindeki gümüş çizgilerdi. Bazen metroda giderken insanların teninden dumanlar yükselir gibi oluyordu; sonra bir anda kayboluyordu her şey. Sanki iki dünya arasında asılı kalmıştı. Bir gece, bir rüya gördü. Bembeyaz bir odada, Sergie’nin silueti. Arka pland…