Ejderha'lar Diyarı Giriş
Yazar: Peri1

Elanor gecenin karanlığında, sokak lambalarının solgun ışıkları altında yürüyordu. Yorgun adımları, günün tüm ağırlığını üzerinde taşıyordu. Kafasında kardeşinin hastalığı, evin masrafları ve kendi tükenmişliği ile tüm bu sorunları nasıl halledeceğini düşünüyordu.. Tam köşeyi dönerken, önünü kesen bir grup sarhoşla karşılaştı. Korku ve çaresizlik kalbini sıkıştırdı. Bir adım geri çekildi, ama onlar daha da yaklaştı. Yolun sonuna geldiğini düşündü. Şimdi ne olacaktı? Adamların berbat bakışları karşısında çaresiz görünüyordu. Tam o anda, gözlerini kamaştıran bir ışık belirdi. Beyaz giysiler içinde bir adam, omuzlarındaki saçları hafifçe dalgalanıyor, gözleri derin bir huzur ve güç yayıyordu. Sergie. Yakışıklı sanki dünyaya ait olmayan bir aurası vardı. İçinde bir umut belirdi. “Durun!” dedi sesi, soğuk ama karizmatik bir tonlamayla yankılanırken. Adamın parmağındaki yüzük hafifçe parladı. Bir adım attı, ve sarhoşlar geriye doğru sendeledi. Elanor nefesini tutmuştu. Sergie ona doğru uzandı, elindeki yüzüğü gösterdi. “Bu senin için bir şans, Elanor. Seni başka bir yere götüreceğim. Bir oyun oynayacağız zor ama hayatındaki sorunları çözmeye yardımcı olacak büyük bir oyun. Bana ihtiyaç duyarsan, yüzüğe iki kez dokunman yeterli olacak. Ama dikkat etmen gereken bir nokta var orada hayatta kalman gerekiyor. Ölürsen geri dönemeyeceksin.” Elanor gözlerini kapattı. Kalbi hem korku hem de umutla çarpıyordu. Tek düşüncesi, kardeşinin iyileşmesiydi. Az önce karşılaştığı sarhoş adamlardan bu adam sayesinde kurtulmuştu. Ancak bundan sonra ne olacağını bilmiyordu. Doğru mu söylüyordu? Ona inanmalı mıydı? Yapacak başka bir şeyi var mıydı? Derin bir nefes aldı. “Tamam,” dedi, ellerini yüzüğe doğru uzatırken bir ışık patladı, sıcak ve titrek bir ışık Elanor kendini zincirli olarak Ejderhalar Diyarı’nda buldu. Elanor, yüzüğün ışığıyla gözlerini açtığında kendini karanlık, yüksek tavanlı bir salonun ortasında buldu. Zincirler hafifçe bileklerine dokunuyor, ama hareket etmesini engellemiyordu. Etrafında benzer durumda başka insanlar da vardı, köleler. Burası neresiydi? Her biri farklı ırk ve yaşlardan, yüzlerinde hayatta kalma korkusu ve yorgunluk olan bir grup köle onunla birlikte salonun ortasında duruyordu. Elanor nefesini tuttu, kendini onları gözlemlerken buldu. Küçük bir grup, taş duvarlara yaslanmış, sessizce birbirine bakıyor, kimi bir köşede titriyordu. Böyle bir yer gerçekten vardı, şuan buradaydı, nasıl bir oyunun içine düşmüştü böyle. Zamanla köleler ona yaklaşmaya başladı, bazıları sessizce meraklı gözlerle bakıyor, bazıları ise alaycı fısıltılarla konuşuyordu. > “Yeni gelen, değil mi?” “O yüzüğüyle mi geldi?” Elanor kendini tanıtmaya çalıştı ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sadece gülümseyerek: > “Ben Elanor. Siz buraya nasıl geldiniz?” Bu sırada bir görev dağılımı yapılacağı söylendi. Elanor’un kalbi hızla çarpmaya başladı: bu görevler, insanların ejderhaların karşısına çıkacağı ve itaatlerini göstereceği bir tür sınav gibi anlatılıyordu. Ejderhalar, hayatında hiç ejderha görmemişti. Varlığından bile habersiz olduğu bu dünyada Ejderhaların karşısına çıkıp ne yapacaktı? Gözleri salonun arka tarafına kaydı. Oradaki devasa gölgeler arasında bir ejderhanın parıltısı göz alıyordu sessiz ama kudretli bir hava vardı… Henüz net görünmüyordu, ama varlığı hissediliyordu. Elanor, yeni dünyasında hayatta kalmak için ilk adımlarını atmaya hazırdı. Zincirler bileklerine hafifçe vururken, Elanor sırayla diğer köle kızlarla birlikte devasa salonun ortasında öne doğru yürüdü. Her adımı, taş zemin üzerinde yankılandı; salonun tavanındaki ateşler, ışığın ejderhaların pullarına vurmasıyla titriyordu. Önünde görevli ejderhalar, ciddi ve soğuk bakışlarla sırayla köleleri inceledi. İnsan formunda ama heybetli görüntüleri Elanor'u ürkütmeye yetiyordu. Salonun en arkasında, tahtında oturan biri vardı. Masmavi gözleri, insan formunda olmasına rağmen yakan bir kudret yayıyordu. Kızlar birer birer önlerinden geçti, bazıları titreyerek, bazıları öfke ve çaresi…