4. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

"İnsanları tanımak için onları sınamaktan korkma; Çünkü kaybedilmesi gerekenleri, en önce kaybetmelisin. " Seneca 💬 Sevilay, İlayda'nın yorgun yüz ifadesine bakarken yanındaki sandalyeyi çekip oturdu. "Neyin var?" İlayda, halsizce gözlerini kırpıştırırken içtiği ıhlamuru masaya bıraktı. "Tüm kemiklerim ağrıyor gibi resmen. Soğuk hava çarptı sanırım. Hasta olmaktan yıldım ya." İlayda'nın bağışıklığı çok güçsüzdü. Mevsim fark etmeksizin hasta olup duruyordu. "Doktora gidecektin hani, ne oldu?" İlayda omuz silkti. Bunu konuşmak istemiyordu. Kalbinde büyüyen büyük bir korku vardı ve bu korku için test yaptırmıştı. Anne ve babası kanser geçirmişlerdi; kanseri atlatamadan aylarca hastanede tedavi olup aptal bir trafik kazasıyla vefat etmişlerdi. Bu yüzden korkuyordu, onun da hücrelerinde kanserin oluyor olması deli gibi korkutuyordu onu. "Sonuçlar haftaya çıkacak." "Endişeli yüz ifadeni sil. Sen bomba gibi bir kızsın. Sende hastalık falan yok." Sevilay, omzuyla onu dürtüp göz kırptı. "Korktuğun şeyi çok düşünürsen başına gelir derler. Sen sağlıklısın. Sadece bünyen güçsüz kalıyor ve hasta oluyorsun." İlayda sessizliğini korudu. Zaten bağışıklığın çöküşe geçmesini sağlayan hastalığın ana parçasıydı kanser. Sevilay'a inanmak istese de içten içe biliyordu. Hayatına birini almaktan korkması bu yüzdendi. Annesi ve babasının ilaçlarla ve acılarla dolu o tedavi süreci sonuç vermemişti ve ölene kadar yaşayacakları güzel tüm anıları ayrı odalarda, acı dolu anlarla doldurup ölmüş olmaları İlayda'yı tetikleyen bir gerçekti. Vücudundaki halsizliğin, morlukların, aniden basan terin sebebini sürekli soğuk aldığını düşünerek geçiştiremezdi. "Toygar'ın bugün keyfi yok gibi. Gördün mü?" Sevilay'ın sorusuyla İlayda başını onaylarcasına salladı. Aklı onda kalmıştı ve ofise de gelmemişti. "Sabah bana laf da atmadı. Bir sorunu olabilir." "Burak'a sorayım mı?" İlayda, gözlerini şüpheyle kıstığında Sevilay gülmeye başladı ve telefonunu salladı. "Eşleştiğim gizemli numara kim sanıyordun ki?" "Birbirinize adınızı söylemeniz yasak. Bununla ilgili kurallar açık. Proje bitene kadar anonim kalmamız gerekiyordu. Ya öğrenirlerse?" "Konuşurken nefes al, kızım. Hem nereden öğrenecekler ki? Konuşmaya devam ediyoruz. Konuşma derinleşince de özele geçiyoruz." Sevilay'ın imalı ses tonuyla İlayda ayaklanıp suratını buruşturdu. "Gidiyorum ben." "Utandın mı? Hadi ama İlayda. Ne zaman senin şu çocuğu hayatına almaya karar vereceksin?" İlayda'nın yanakları ısınırken bakışlarını kaçırıp çantasını omzuna astı. "Utanmanı yerim." Sevilay, onun yanaklarını sıktığında İlayda, onun ellerini tokatlayıp uzaklaştırdı. "Uğraşma benimle. Keyfimi kaçırdın." Sevilay'ın gülüşlerinden uzaklaşırken adımları ofise yöneldi tekrardan. Ofise girdiğinde Toygar'ın bilgisayara bakarak hızlıca bir şeyler yazıyor olduğunu gördü. O kadar pür dikkat odaklanmıştı ki İlayda'nın geldiğini fark edememişti. "Kolay gelsin." Toygar'ın irkilişini görmemiş gibi yaparak çantasıyla montunu asıp masasına yöneldi. Saçlarını yine tepeden toplarken Toygar'ın gözleri onun ensesinde belirmiş olan morluklara çevrildi. "İlayda." Oturduğu yerden kalkarken İlayda'ya adımlıyor olduğunu algılayamamıştı bile. Tek görebildiği ensesindeki morluklardı ve bu aşina olduğu anları anımsatıyordu. "Efendim." İlayda saçlarını toplamayı bitirince Toygar'a döndü, onun gözlerindeki endişe afallamasına sebep oldu. "Niye öyle bakıyorsun?" "Hasta mısın sen?" Toygar, sanki gözleriyle tahlil yapıp hasta olup olmadığından emin olabilecekmiş gibi onu dikkatle süzdüğünde İlayda o endişeli bakışı görmekten rahatsız olduğunu hissedebiliyordu. "Soğuk aldım. Ciddi bir şey yok." Diye gevelerken buldu kendini. "Biraz ders çalışmam lazım. Toplantıya kadar beni rahat bırakır mısın?" Yine gardını almıştı, bunu bile isteye yapmıyordu. Toygar'ın endişeli bakışlarını istemiyordu sadece. Hiç kimsenin kendisi için endişelenmesini istemiyordu. O iyiydi ve sağlıklıydı. Toygar, birkaç adım gerileyip masasına yöneldiğinde karşılık vermedi. İlayda'yı daha fazla…