3. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

💬 Toygar evden çıktığında dün gece geç uyumanın yorgunluğunu hissedebiliyordu. Bedeni enerjikti ama zihni hala uykunun kırıntılarına bulanmış halsizlikteydi. Motorla okula giderken esen rüzgârın kıyafetlerine rağmen tüm bedenini titretmesi zihnindeki pusu arındırmasını kolaylaştırıyordu. Telefonu cebinde peş peşe mesaj sesiyle titrerken odağını yoldan ayırmadı. Okula varana kadar bekleyebilirdi herkimse. Otoparka park ederken kaskını çıkarttı ve motordan indi. Okulun turnikesinden giriş yaparken kampüste her zaman oturduğu çardağa yöneldi. Pek sabah insanı değildi ve huysuz biri gibi davranışını kontrol edemezdi. Çardağa oturduğunda telefonunu çıkartıp gelen mesajları okumaya başladı. "En sevdiğin şarkı ne? Bu arada günaydın. Otobüsteyim ve okula gidiyorum. Bugün dersin var mı?" Yine her cümleyi tek tek mesaj olarak göndermişti. Toygar, parmaklarını ekranda kaydırırken huysuz ruh haline kapıldığını hissedebiliyordu. "İlk sorunun cevabını almadan diğerlerini sıraladın. Sabah insanısın anlaşılan." "Sorularıma tek tek cevap beklerim. Her şey aptal dersleri geçmek için." Toygar'ın dudakları kıvrıldı. En az kendisi kadar huysuzunu bulmuştu. "Akademisyenlerinde uygulamada eşleştiğini biliyorsun değil mi?" Geveze diye kaydettiği kişi, birkaç kere yazıp sildi. Toygar'ın gülüşü hafif kahkahayla çınladı. Geveze sandığından daha çabuk ikna olan bir tipti anlaşılan. "Korkma. Ben bildiğim kadarıyla akademisyen değilim." "Zaten bu uygulama bizim için. Kafamı karıştırma. Öğrenciler yalnızca kullanıyor." Toygar başını kaldırıp etrafında acelesiz gezen öğrencilerden kahkaha atan arkadaş gruplarına bakarken buldu kendini. Üniversite onun için kaçıştı. Kendi yalnızlığından kaçarak sığındığı bir limandı. Evinde yalnızdı. Adını gizleyerek rumuz kullandığı kitapları zihnindeki karmaşayı taşısa bile o, yine kimse tarafından görünmeyecek kadar yapayalnızdı. Arkadaşları vardı. Ofiste etkinliklere beraber hazırlandığı ekibi de vardı. Yine de tekti. Kalabalıklar içinde, kimsesiz gibi hissetmeden edemiyordu. Belki de bunun en büyük sebebi, doğduğu ilk andan beri annesinin, hastalıkla boğuşurken onu görmemesi; babasının onları terk edişi, ve annesi tekrar hastalandığında, tüm bunlardan Toygar'ı suçlu görerek onun varlığını görmezden gelmesiydi. Gözleri ekrandaki mesajlarda gezindi. Yapılan bu uygulamada konuşmak istemesinin en büyük sebeplerinden biri, gerçekte karşıdaki kişinin problemlerini, isteklerini, neden hoşlanıp hoşlanmadığını sormaktan çekinirken, yani onu görmezden gelirken bir telefonun ardında bunu rahatça yapabilmeyi kabullenememişti. Yine kalabalıklar içinde yalnız olanlar görmezden geliniyordu. Yine klavye dili, sohbetin merkezi olurken sağdan, soldan geçip giden herhangi birinin sorunları dinlenmeden geçiliyordu. Telefona gelen mesaja cevap verirken gerçek hayatta cevapsız kalan nice sohbetleri umursamıyordu, insan. Toygar, Geveze'nin sorularına cevap yazarken buldu kendini. Birilerini görmezden gelmek ona göre bir davranış değildi. Belki de bu yüzden bu etkinliklere koşarak katılıyordu, yönetiyordu. Çünkü insanların yalnızlıklarını birleştirecek orta bir paydada çabalamak ona iyi geliyordu. "Pera'dan biri vardı. En sevdiğim şarkı o." Geveze yazmayı kestiğinde Toygar devam etti. "Günaydın ve evet dersim var. Senin en sevdiğin şarkı?" Proje içindi veya değildi. Umursamıyordu. Kafasını dağıtmak için konuşabilirdi onunla. Hatta yalnız ve tek hissettiği her anda ona da yazabilirdi. Sorun olmazdı. Bahanesi belliydi. Proje içindi her şey. "Mark Eliyahu & Cem Adrian – Derinlerde." Toygar, bu şarkıyı da çok seviyordu. Cevap yazacakken gözleri İlayda'yı buldu. Elindeki telefona bakarken yürüyordu ve merdivene yöneldiğinin farkında değil gibiydi. "Sakar, deyince de sinirleniyorsun." Oturduğu yerden kalktı ve ona yöneldi. İlayda, basamağı fark etmeyince ayağı boşluğa düştü. Toygar, o düşmeden kolunu tuttu. İlayda, kendisini tutanı umursamadan sıkıca boştaki eliyle karşısındakinin ceketini tuttu. "Çok teşekkür ederim." Korkuyla karışık minnetle baş…