Giriş
Yazar: Ayşe İlhanlı

Hızlıca bir yeni kitaba daha başlıyorum. Bu sefer biraz çerezlik ve kısa kısa bölümlerle hızlıca okuyacağınız bir kurgu olacak. Yeni bir maceraya hoş geldiniz ve mendilleri hazırlayın. ~~ "Ölüm hakkında düşünmek yeterli değildir. Ölümü her zaman aklınızda tutmalısınız. Bu şekilde hayat daha görkemli, daha önemli, daha verimli ve daha keyifli hale gelir." Stefan Zweig Ölümün ne zaman ve nerede karşımıza çıkacağı belli değildi. Gözlerimizi kapatıp uyuduğumuz sıradan bir günün ardından da hastalıklarla boğuştuğumuz acılarla dolu bir hayatın son demlerinden de veyahut basit bir kazayla... Ölümü ilk tattığında 16 yaşındaydı Toygar, ona can vermiş kadının acıyla geçirdiği ömre şahit ola ola ölümünü beklemişti. Annesi öldüğünde onunla ölmek yerine hayatına bakmayı seçmişti. Acılarını yazmayı ve ne olursa olsun neşe dolu olabilmeyi... Bunu yıllarca annesiyle beraber yaşadığı o çaresiz ve acı dolu günlere inat yapmıştı. Yapmaya devam edeceğini biliyordu da. O acılarının, arkasına gizlenmektense acılarını tüm dünyaya yazmaya çalışan bir yazardı. Kanseri bir kez atlatmıştı annesi, ikincisine mağlup olsa bile Toygar için onu da kazanmıştı. Çünkü annesi yaşamaktan nefret etmişti. Ölmek onun için ödül olsa gerekti. Toygar, yayıneviyle yaptığı görüntülü konuşmadan sonra başının ağrıyışını bastırmak adına oturduğu yerden ayaklanarak mutfağa yöneldi. Yine üzerine çöken o duygusallığa anlam veremediği bir zamandaydı. "Her şey yolunda, depresiflik yok." Dolabı açarak içinden dün yaptığı çorbadan arta kalanları çıkarttı ve ısıtıp bir kaseye doldurdu. Annesi öldükten sonra kendisini çıkmazda hissedip işlemler için gittiği hastanede o gün, ona tanımadığı bir kızın verdiği çorbayı iştahla yerken bulmuştu kendini. O günden sonra da kendisini her kötü hissettiğinde bu çorbayı yapmaya ve içmeye başlamıştı. Basit bir tavuk suyu çorbasıydı. O gün içtiği kadar lezzetli olmasa da içiyordu öylesine. Telefonu titrerken açıp ekrandaki mesajı okudu. İlayda'dandı. "Etkinlik için ne zaman toplantı yapılacaktı?" Gruba yazmış olsa da onun adını görmek Toygar için neşe kaynağı olmuştu bile. Okulun ilk gününden beri dikkatini çeken biriydi. Onun yanındayken uyuz adamın teki oluyordu. Bu özelliğini kontrol edemeden İlayda'yı sinirlendirirken buluyordu kendini. İlayda'nın dikkatini çekeceğim derken sinirlerini hoplatacak kadar uyuzdu hem de. Koordinatör, İlayda'ya cevap verdiğinde telefonunun ekranını kilitledi ve çorbasını yudumlamayı sürdürdü. Ona ulaşmanın bir yolunu düşünmeliydi. Son döneme geçmişlerdi ve okul bittikten sonra yollarının kesişme ihtimali sıfıra yakındı. "Önce kıza düzgün davran Toygar." Diye mırıldanırken çorbasını bitirdi ve kasesini makineye atarak çalışma odasına girdi tekrar. Bilgisayar başına oturdu, ekrandaki kitabının taslağını incelerken aklı hala dört yıldır açılamadığı İlayda'daydı. İlayda Yiğit. Ofise girdiğinde gözlerinin aradığı ilk kişiydi. Derslerin bitmesini iple çekip onu görmek için neredeyse uçarcasına ofise gitmesinin yegâne sebebiydi. İlayda Yiğit. Toygar'ın keşkesiydi. Keşke onunla düzgün konuşabilseydi. Keşke ona güzel cümleler kullanabilseydi. Keşke daha öncesinde tanışıp vakit geçirmiş olabilselerdi. Keşke. Keşke. Keşke ~~ En büyük keşkeniz ne?