14. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

💬 Toygar ağrıyan boynunu sağa sola yatırarak rahatlatırken bir eliyle ensesini ovuşturuyordu. Kitabına o kadar odaklanmıştı ki masada uyuya kalırken bulmuştu kendini. Yine de sonunda bitirmişti. Dün geceden beri tek yaptığı şey bitirdiği satırları okumaktı. Tüm kontrollerini yapmış yayınevi ile görüşmelere başlamıştı. Yayınevi durumdan memnundu. En son yazdığı üçüncü kitabın reklamı çok güzel yapılmıştı ve aniden beklenmedik bu kitabın ses getireceğini düşünüyorlardı. Toygar'ın umursadığı şey, kitabının ses getirmesi değildi. Kitap, İlayda gibi tedaviyi reddeden herkese umut olabilme ihtimali taşıyordu. Annesinin bir kez başardığı, ikinci kez ise yenildiği bu kansere karşı, herkesin savaşmaktan korkmaması gerektiğini göstermek istiyordu. Kanserin ne zaman, kimde, hangi nedenle ortaya çıkacağının onlarca seçeneği vardı ve Toygar, bunları çokça duymuştu. Genetik ve çevresel faktörler, sigara ve alkol kullanımı, dengesiz beslenme, fiziksel aktivite eksikliği, hormonlar, virüsler ve bakteriler, yaş... En sağlıklı insandan en sağlıksız insana kadar herkeste görülebilme ihtimali olan bir hastalıktı. Annesinin hastalığı sırasında çokça kitap okumuştu bununla ilgili. Kanserin kimde, neden ne zaman görülebileceği ile ilgili yüzlerce makale ve kitap yazılmıştı. Yine de tedavinin %100 başarılı olabileceğini hiç kimse garantilemiyordu. Toygar'ın bildiği tek tedavi yöntemi umut etmekti. Sağlığına kavuşmak ve eskisinden çok daha güzel bir hayat yaşayabileceğine inanma umudu... Kanseri yenmek için savaşıp, tedavinin gerçekten başarılı olma ihtimalini ummaktı. Kanserin tedavisi, umut etmekten geçiyordu. Yalnızca kanser değil, hayattaki tüm mutsuzluklara ve olumsuzluklara rağmen umut etmekti yaşamayı güzelleştiren. Yaşamaya değer olduğunu hissettiren... Kapı zili peş peşe çalarken Toygar, sırtındaki tutulmayı sağa sola bedenini bükerek geçirmeye çalışıyordu. Kapıya yöneldi ve tekrar Burak'ın geldiğini düşünerek bastı kapıyı açan düğmeye. Banyoya gidip miskinliğini atmak için suratına su çarparken bu sefer kendi daire kapısı tıklatıldı. "Geldim." Yüzünü kurutup kapıya yöneldi, kim olduğuna bakmadan kilidi açtı ve kapıyı araladı. Başını kaldırdığında kalp atışları tekledi, nefesi kesildi. Gelen İlayda'ydı ve onu görmediği günler sonrası mavi gözlerini görmek, bedeninde afallatıcı bir şok etkisi yaratmıştı. "Merhaba. Girebilir miyim?" İlayda, Toygar'ın bu denli yorgun ve yıpranmış olabileceğini düşünmemişti. Saçları karmakarışıktı ve sakalları normaldekinin aksine uzamışlardı, en az saçları kadar karışıktı. Gözlerinin altında uykusuzluktan oluşan koyu halkalar ve bir, iki haftadır geçiştirilmiş yemekler yüzünden zayıflamış bedeni kapının önünde dikiliyordu. İlayda ne bekliyordu bilmiyordu ama bu kadar yıkılmış bir adam beklemiyordu. "Gel." Toygar, kapıdan çekildiğinde İlayda, çekingen adımlarla içeri girdi ve ayakkabılarını çıkarttı. Toygar'ın uzattığı terliği giyerek onun peşinden oturma odasına girdi. İki gün önce Burak'la toparladıkları o eski dağınık oda eski haline dönmüştü. Toygar, artık zihninin dağınıklığını kitaba aktarıp bir nebze de olsa rahatlamıştı. "Bir şey içer misin?" "Su lütfen." Toygar mutfağa gidip bir bardak suyla dönene kadar İlayda, kitaplıktaki kitaplarda göz gezdirdi sessizce. En sevdiği yazarın kitaplarından onar adet sayarken kaşları çatılır gibi oldu. Toygar'ın okuduğunu hatta bu kitaplardan birden fazla sahip olacak kadar bu yazarı sevdiğini hatırlamıyordu. Hatta ilk bahsettiğinde Toygar ilk kez duyuyormuş gibiydi. "Al." Toygar, onu kitaplığının önünde dikilerken buldu. Onun elinden suyu alıp yudumlarken göz ucuyla kitapları süzmeye devam ediyordu. "Aren'in kitaplarından bahsettiğimde, ilk kez duyuyormuş gibi oldun. Aynı kitaptan bu kadar çok olması şaşırttı seni. Onun fanı falan mı oldun?" Toygar, birkaç gündür kendisine çektirdiği yalnızlığın, yine kitaplarla giderilecek bir konuya dönüşmesinden memnundu. İlayda'nın samimi sohbetini ona geri getiren yine kendi kitaplarıydı. "Yazarı benim. O yüzdendir." İlayda, düny…