13. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

"Hayat absürt olabilir, ama bu, onu reddetmemizi gerektirmez. Tam tersine, bu saçma varoluşu kabul ederek ona anlam katabiliriz. İnsan, mücadele ettiği sürece özgürdür." Albert Camus 💬 "Konuşalım Toygar. Böyle aniden arkanı dönüşün bize yardım etmiyor." Gönderdiği sayısız mesajdı ve Toygar'ın telefonunun kırıldığından habersizce kendisini görmezden geldiğini düşünüyordu. Ona ulaşamıyor olmak kendisini çok daha kötü hissetmesine neden oluyordu. Kötü hissettikçe de suçladığı kişi Toygar oluyordu. Onun bir suçu yok diye hatırlatıyordu her seferinde kendine. Uyuz'a da sayısız mesaj atmıştı, sanırım o da artık onunla konuşmaya değer görmüyordu. Tüm bunlar İlayda'yı paramparça ediyordu. "İlayda?" Koordinatörün sesiyle başını kaldırdı. "LÖSEV için düzenlediğimiz etkinliğe senin de katılmanı istiyorum. Çocuk Esirgemeye gittiğimizde çocuklarla iyi anlaştığını görmüştüm. Seni bu etkinliğe yazdım." Bakışları Toygar'ın boş olan masasına kaydı ve ofisteki diğerlerine döndü. "Toygar hala hasta mı? Nesi var, bu çocuğun?" "Rapor almış hocam." Beril'in bu cümlesiyle İlayda'nın şaşkın bakışları ona çevrildi. Rapor almıştı ve bunu Beril'e söylemişti. İlayda'nın mesajlarını görmezden gelirken Beril'le konuşmuştu. Bu düşünce İlayda'nın içinde bir kıskançlık kıvılcımı yaratırken, öfkelenişine de engel olamadı. "Bu kötü oldu. Oradaki yetkililerle en iyi anlaşan kişi Toygar'dı." Koordinatörün sesindeki hoşnutsuzluğu hepsi fark etmişti. İlayda, her sene bu etkinlikten kaçmıştı, kanser olan herhangi birini daha görmek istememişti. İçten içe korkmuştu belki de. Hastaların kendisinden değil, kanser olabilme ihtimalinden...Korktuğu başına gelmişti her halükârda. "Hocam, ben gelmesem olmaz mı?" diye itiraz etmeye çalıştı. Koordinatör ona döndüğünde kaşlarını çattı. "O gün iki etkinlik var, İlayda. Ekibin yarısı bir etkinliğe, diğer yarısı da LÖSEV etkinliğine katılacak. İtiraz istemiyorum." Koordinatör, İlayda'nın itirazlarını dikkate almadan odadan çıkıp gitti. "Toygar'la ne zaman konuştunuz?" İlayda, merakına engel olamadan sorduğunda Beril, omuz silkti. "Bilmem. Pazartesi günüydü galiba. Raporu da atmıştı. Sonra iyi mi diye yazdım ama görmedi bile mesajımı." "Burak geldi, dün." Osman, telefondaki bakışlarını Beril'e çevirmişti. "Telefonu kırılmış. Bir şey olursa Burak'a söyleyip aracı olarak ona acil mesajları iletecekmişiz. Sahi, İlayda...Sen daha yakın değil misin onunla? Nesi var?" En azından görmezden gelinmiyordu ve Toygar'ın telefonunun kırılması İlayda'yı az da olsa rahatlatmıştı. "Bilmiyorum." Kendisine dönen bakışlardan kaçarak önündeki notlara çevirdi bakışlarını. Toygar'ın herkese ördüğü duvarların asıl sebebinin kendisi olduğunun farkındaydı ve onu getirecek tek şeyin tedaviden geçmesinden hoşlanmıyordu. "Etkinlik öncesi bir sigara içip geliyorum," dedi Beril, yerinden kalkarken. İlayda, onun çıkışıyla birkaç saniyeliğine ofisin sessizliğinin tadını çıkardı. Kendini etkinliğe hazırlamaya çalışıyordu. Ama içten içe biliyordu; birazdan kanserin insanlara neler yapabileceğine yeniden şahit olacaktı ve yıllar sonra bile buna hazır olmadığını farkındaydı. Okulun otobüsüne binerken bile düşünceleri zihnine çöreklenmiş kara delik misali güzel tüm anıyı silerek yerini karamsar ve kaygı dolu fikirlerle dolduruyordu. Dışarıdaki yağmur damlaları, ince bir melodi eşliğinde camı dövüyordu. Otobüste herkesten uzağa oturmuştu ve bakışları akıp giden insan selini takip ediyordu. Hayat bir sınavdı. Göğsünde yükselip alçalan nefesin kaygı doluşu oluşu onun bir kuruntusuydu biliyordu. Herkesin bir sınavı vardı ve savaşıyordu. Korkup kaçmış gibi hissetmemeliydi ama birkaç gündür hissedebildiği tek şey buydu. Otobüs durduğunda ve ekibi hastaneye yöneldiklerinde peşlerinde ilerlemeye başladı. Hastane koridoruna adımını attığında ilk fark ettiği şey, ağır ilaç kokusuydu. Havanın sterilize edilmiş keskinliği burnunu yakarken, derin bir nefes almak bile istemedi. Tıpkı yıllar önce hissettiği gibiydi her şey. Gördükleri, duyduğu havada yankılanan tekerlekli sandaly…