11. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

"Acı geçicidir. Bir dakika, bir saat, bir gün veya bir yıl sürebilir, ama sonunda yatışacak ve yerini başka bir şey alacak. Ancak bırakırsam, sonsuza kadar sürecek." Lance Armstrong 💬 Geçmiş "Babacığım." Yorgun gözler kızını buldu. "Anneme çorba yapmıştım. Sana da getirdim." Dinlenen babası gözlerini aralayıp İlayda'ya baktı. "Doktor, birazdan çıkabileceğimizi söyledi. Çorbanı içersen direncin yükselecek. İçine sevgimi attım." Tekerlekli masayı çekiştirip elindekileri bıraktı. "Annen nasıl?" Kocaman gülümsedi İlayda. İkisi arasında mekik dokurken yoruluyordu, yine de buna ses çıkarmaya hakkı olmadığını biliyordu. Onları iyileştirirse buradan çok çabuk kurtulacaklardı. "Gözleri aşkını arıyor. Sensizlik canına tak etmiş." İlayda, buna bir yandan sevinirken diğer yandan üzülüyordu. İkisi ayrı odalarda acılarıyla yalnız kalıyorlardı. Annesi, hasta olduğu süreçte zaten babası, eşine destek olmak için çırpınmıştı. Şimdi ikisi de hastaydı ve çırpınan İlayda'ydı. Yine de ikisine yetmiyordu, görebiliyordu. Annesi, babasını; babası annesini bekliyordu. Yapayalnız ilaçlarla geçen zaman boyunca ikisinin de dilinde eşleri oluyordu. İlayda çabalayıp duruyordu ama onların yalnızlığına şifa olamıyordu. Onlara şifa oldukça kendi yalnızlığında boğuluyordu. "Deli kız." Kıkırdarken çorba kabının kapağını açtı. Kaşıklardan birini uzattığında babası dikkatle diğer kaba baktı. İlayda'ya soru soran bir bakış attığında İlayda, poşeti sıkıca tuttu. "Buraya her geldiğimizde bir kadını görüyorum. Ona da getirdim. Direnci yükselsin diye. Ona gidip vereyim mi?" Babası başını onaylarcasına salladığında kocaman gülümseyip onun yanağını öptü ve odadan çıktı. Çorba kabını sıkıca tutarken koridorda sola saptı ve onu gördü. Hala adını bilmediği çocuğu gördü. Kocaman gülümseyip doktora heyecanla konuştuğunu... "İkna ettim. Tedavi olacak. Lütfen onu kurtarın." Doktor onu sakinleştirirken çocuğun heyecanını iliklerine kadar hissetti İlayda. Doktorla beraber koridorda uzaklaşırken saklandığı yerden çıkıp birkaç kere sohbet etmeye gittiği Derya'nın kapısını tıklatıp kapıyı araladı. Öncekinden çok daha hastalıklı görünen kadınla bir anlığına duraksadı. "İlayda, ailenden daha sık benim odamdasın." İlayda, kocaman gülümsedi ve içeri girdi. Kapıyı ardından kapatarak yatağa yaklaştı. "Bizimkilere çorba getirmiştim. Size de bir kap hazırladım." Elindeki bez çantadan kabı çıkarttı ve plastik kaşıklardan birini tekerlekli masaya bırakıp onun önüne çekti. "Alerjiniz olan bir yiyecek var mı?" Çorbaya ne bulduysa atmıştı neredeyse. "Yok. Teşekkürler." Derya çorbaya bakarken iç çekti. Kaşığı eline alırken ılımaya yüz tutmuş çorbadan bir kaşık aldı. "Lezzetli olmuş. Aşçı falan mısın sen?" İlayda kıkırdadı. Ne olacağına karar vermemişti, şu sıralar gelecekle ilgili tek duası ailesinin sağlıklarına kavuşması üzerineydi. "Daha öğrenciyim. Üniversiteye çok var." Derya, başını kaldırıp baktı İlayda'ya. Sürekli kendisini gelip saçma sapan şeylerden bahseden bu kızı sevmişti. Israrcıydı ve gevezenin tekiydi. "Aşçı ol sen. Elin lezzetli." İlayda, düşündü birkaç saniye sessizce. Yemek yapmayı seviyordu. Yaptığı yemeklerin biri tarafından beğenilip zevkle yenilmesinden hoşlanıyordu. Yemeğin, mutluluk getirdiğini biliyordu. Gelecekte belki de Derya'nın dediği gibi bir aşçı olabilirdi. Bunu aklının bir köşesinde yazarak sonra düşünmeye karar verdi. "Afiyet olsun. Ben kalkayım. Çorba için gelmiştim zaten." Derya, başını kaldırdığında yorgun bir gülümsemeyle karşılık verdi. İlayda her odasına geldiğinde, kendini yaşamaya biraz daha değer hissediyordu. Anne babasına ebeveyn olmuş bu küçük kızın içindeki umut, ona da sirayet etmişti. Artık tedaviyi kabullenmişti ve bu illeti atlatmak için her şeyi yapabilecek gücü kendinde buluyordu. "Teşekkür ederim İlayda. Bazen insan çocuğu yaşındaki birinden bile ders çıkartabiliyor." İlayda, Derya'nın söylediklerinin ne anlama geldiğini bilmiyordu ama belki de içten içe Derya'nın tedaviye başlamak istemesinde payı olduğunu hissedebiliyordu. "Ben bizimkile…