10. Bölüm
Yazar: Ayşe İlhanlı

"İçinizde anlatılmamış bir hikâye taşımaktan daha büyük bir ıstırap yoktur." Maya Angelou 💬 Geçmiş "Canın yanıyor mu?" İlayda gözlerini annesinin acıyla buruşmuş yüzüne çevirdi. "İlaç iyi geliyor kızım." İlayda buna inanmak istiyordu, görüyordu. Her bulduğu fırsatta geliyordu ailesinin tedavi yapıldığı hastaneye. Her seferinde buradaki her hastanın acı çektiğini görebiliyordu. Yakınlarına gülümseyerek her şey yolundaymış gibi davransalar da gözlerinde acıyı seçebiliyordu. "Eşimle niye aynı odaya alınmadım?" İlayda, odadaki hemşireye döndü. Her geldiklerinde annesiyle babasının odasını ayırıp yalnızlığa mahkum ediyorlardı. İlayda, sırasıyla onları ziyaret ederken illaki biri ardında yapayalnız hastalığıyla kalıyordu. İkisinin de yalnız kalmasını istemese de yapacak hiçbir şeyi yoktu. "Size verilen ilaçları bu kattaki görevliler kontrol etmeli. Eşinizle benzer tedaviyi alsanız da aynı ilaçları kullanmadığınız için farklı gözetim ekipleriyle yardımcı olmamız gerekiyor." İlayda, bileğindeki saate baktı. Babasının yanına gitme zamanı gelmişti. "Ben babama bakayım." Oturduğu koltuktan kalktı ve odadan çıktı. Koridorda ilerledi, aralık olan başka bir odanın önünden geçerken adımları yavaşladı ve konuşulanlara kulak kabartırken buldu kendini. "Hastaneden de nefret ediyorum. İlaçlardan da nefret ediyorum. Baban gibi beni ikna edip bu aptal tedavilerle acı çekişimi seyretmek istiyorsun." İlayda hafifçe eğildi ve görünmediğinden emin olacak şekilde odaya göz gezdirdi. Yatakta oturan hasta bir kadını gördü. Onun karşısında koltukta dirseklerini dizine yaslayarak başını eğmiş bir çocuk gördü. 16-17 yaşlarındaydı ama duruşu çok daha yaşlı duruyordu. "İyileş anne." "İyileşmiş. Ne için?" "Benim için." İlayda, o ses tonundaki acıyı hissedebildiğine şaşırırken gözlerinin sulandığını fark etmedi bile. Neye ağladığını bilmiyordu? O çocuk gibiydi o da. Onun ailesi de ilaçlarla çevrili bir hastanenin mahkumuydular. "Senin için. Senin? Baban da bunu söyledi. Benim için doğur. Benim için tedavi ol. Benim için yaşa. Sonra defoldu." Çocuğun omuzları daha çok çökerken İlayda, kadına çevirdi bakışlarını. Niye oğluna bağırıyordu? Anlamıyordu. "Yaşamanı istiyorum, anne. Ağrıların bitsin ve acı çekmeden nefes al istiyorum." "Ben istiyor muyum acaba? Baban istedi diye doğurup tedavi oldum. Ne için? Bugüne kadar neyi kendim için yaptım ben? Dişini hep sıkan bendim. Keşke seni doğurmayı seçmeseydim." Çocuk başını kaldırdığında yavaşça yutkundu. "Keşke baban olacak o herifle evlenmeseydim. Keşke!" Çocuk yavaşça ayaklandı. "Keşke anne. Keşke doğurmasaydın. Keşke babamı sana geri getirebilseydim. Keşke. Yine de tedavi olduğun için teşekkür ederim." Eğildi ve kadının yanağını öptü. Kadın ağlamaya başladığında çocuk onun saçlarını okşadı. "Tedavi olmayacağım diyorum, sana! Laftan anlamıyor musun?" Çocuk onu duymazlıktan geldi. "Sen güçlü bir kadınsın. Ne babama ne de bana ihtiyacın yok. Bu hastalığı yeneceksin. Daha sonra istediğin hayatı yaşamanı sağlayacağız." İlayda şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. Onca kötü cümleye rağmen çocuğun gülümseyip annesini sakinleştirmesi garip geliyordu ona. "Kes şunu. Annen benim ve beni bu hastaneden çıkartmanı istiyorum. Aptal işlere girip bu hapishanenin ücretini vermeyeceksin." "Ben çalışacağım ve sana bakacağım. Buradan çıkacağız ve yaşayacaksın." Kadın pes ettiğinde eğilip annesinin yanaklarını sildi. "Sana salep getireceğim." İlayda hızla kapıdan uzaklaşıp kolonlardan birinin arkasına gizlendiğinde çocuk kapıyı kapattı, başını eğdi. Kapının yanındaki duvara yaslandığını gördü, yanaklarından süzülen yaşlarla sessizce ağlamaya başladı. İlayda onun yanına gitmek istiyordu. Sessizce ağlayışlarına destek olmak istiyordu. Bunu yapamadan çocuk doğrulup gözyaşlarını sildi ve derin soluklarla ağlayışlarını bastırdı, adımlarını hareketlendirirken koridorun sonundaki kafeye yöneldi. İlayda saklandığı kolondan ayrılırken kapısı kapanmış kapıya baktı. Kadının kırgınlıklarının hıncını oğlundan çıkardığının farkındaydı. Bu hastalığın in…