4. Bölüm: Alışmaya Başlamak
Yazar: Ecrin K

Hep birlikte oturmuş Mert'in film seçmesini bekliyoruz. Hayır garibim beğendiğini de kabul etmiyorlar, önce bana sordular ama ben fark etmez dediğim için Mert kaptı kumandayı, Rüzgar daha fazla sabredememiş gibi yerinden kalktığı gibi kumandayı Mert'in elinden kaptı. "Yeter oğlum bekle bekle ağaç oldum. İşi ustasına bırakacaksınız." Doruk Rüzgar'a "Oğlum saçma sapan şeyler açma ha, kız var." diye bir uyarı yaptı. Rüzgar genişçe sırıtıp, "Sen rahat ol" dedi ve iki dakika oldu yada olmadı bir film buldu. Yalnız bu film pek tekin durmuyor Beloş ne yapacaz? İç sesim haklı, kapakta karanlık maskeli bir adam ve arkada da silüetler var ne idüğü belirsiz. Üçlü koltuğun köşesine sinmiş bir halde oturuyorum, içeriye ellerinde abur cuburlar ile Bora girdi ve herkesin önüne her çeşit cips koydu, sonra Doruk salonun ışığını kıstı loş bir ortam oldu. Kaan da kolaları getirdi. Film başlayalı tam on dakika oldu ve çok gerilimli bir hal aldı. Tam odaklanmış bir halde ekrana bakıyordum ki "Aaaaaaaaaaaaa" Amanın resmen çığlık attım. Ekrana korkunç bir yüzün fırlatması ile hele ki arkadaki korkunç müzikler de eklenince çığlığı bastım, ben niye bu kadar korktum ki şimdi. Bir anda diğerleri de telaşa kapıldı. Rüzgar filmi durdurdu, Doruk ışıkları normale döndürdü, Mert ise yerdeki minderinden kalkıp yanıma emekledi. Aras ise göz açıp kapama süresi içinde yanımda bitti. "İyi misin? Tamam bak kapattı, sakin ol Belinay" Aras'ın sesiyle daha da bir şey oldum ve gözlerim baraj kapaklarını açtı. Heh bende nerede kaldı diyordum. Bir baktım ellerim de titremeye başlamış. Ellerimi yüzüme kapatıp ağlamaya devam ettim ama sorun şu ki şiddetlenmeye başladı ağlamam. Kaan'ın Rüzgar'a kızdığını duydum ama bakmadım. Burnunu çeke çeke ağlıyordum minik bir çocuk gibi. Omuzumda eller hissettim. Güçlü, güven veren eller. Bu elleri ne olursa olsun tanırım. Bu güveni bir babam ve bir adam tek aşılar bana, Aras. Aras benim güvenli bir liman gibi. "Belinay, bak bana korkmana gerek yok biz buradayız." Aras biraz daha böyle konuşmaya devam ederse ben daha da ağlarım. Kızım bu kadar ağlama yeter bence. Bence de bu kadar ağlama yeter. Başımı kaldırıp bakınca Rüzgar'ın mahcup yüzünü ve Mert'in de sanki benimle birlikte ağlayacak olan yüzünü gördüm. Kaan kaşlarını çatmış, Doruk ise bana bir bardak su getirmişti. Aras'a özellikle bakmıyordum, şimdi tekrardan ağlarım falan, suyu Doruk'tan aldım ve iki üç yudum alıp geri verdim. "İyiyim iyiyim, ben artık eve gideyim geç oldu." Evim evim canım evim, özlemişim yahu, "Tamam ben seni bırakırım." Mert Aras'ın sözü üzerine heyecanla yerinden kalktı ve "Ben de geleyim mii?" diye istekle sordu. "Gel hadi" ********* Yola çıkalı beş dakika kadar olmuştu ki telefonum çaldı. Esma arıyordu, telefonu açtım "Esma, iyi misin" bu sorunun nedeni açtığımdan beri konuşmuyor oluşuydu. Arabadakiler de beni pür dikkat beni dinliyordu. "B-Belinay, ben çok kötüyüm." Duyduğum cümle ile donup kaldım. Donmanın sırası mı? Çabuk kendine gel! "Tamam, sakin ol sen, neredesin?" "Senin evine doğru geliyorum." "Yaram falan yok değil mi?" Sesim istemeden de olsa biraz fazla şüpheci çıkmıştı. Bir süre karşıdan ses gelmeyince"Esma, yaran falan yok değil mi?" diye sordum. "Sana yalan söyleyemeyeceğim, yaralıyım." Ne yani her şey başa mi dönmüştü? Reva mı bu? Neden bu kız şefkat görmesi gereken ellerden acı görüyor? İçimde büyük bir volkan patladı sanki, ama o an Esma'yı sakinleştirmem gerekti. Sesimi olabildiğince yumuşatıp "Tamam canım sen tam olarak neredesin? ben geleyim yorma kendini" dedim. Esma çatallaşmış sesiyle "Sokağın başında ki parkın oradayım," dedi. Esma söylemese bile ben bilirdim onun o parka baktığında ne kadar acı çektiğini, bu acı fiziksel değil ruhsaldı. "Hemen geliyorum." Telefonu kapattım. Ben kapatmasam kendisi kapatacaktı zaten. Olayı anlamayan Aras ve Mert'e döndüm, "Lütfen hiçbir şey sormayın, Aras daha hızlı olur musun?" Aras gözlerime öyle bir baktı ki sanki o an ne istesem yapabilecekmiş gibi, benim için herşeyi yaparmış gibi, tabii bu ben…