|| DS - 18 ||
Yazar: Ayşe İlhanlı

Bir emoji bırak <3 DUYULMAYAN SÖZLER 18. Bölüm ♫ Son yarışma için heyecanlı hissediyorum. Hayır. Aklımı kaçırmak üzereyim. Bizimkileri toparlayıp her şey yolundaymış demeye çalışsam da nafile. Bu son sahnemiz olabilir. Belki de başka sahnelerin başlangıcıdır. Bilmiyorum. Cenk (Çizildi) Korkudan aklını kaçıran Cenk ♫ "Bu yıl yirmi birincisi düzenlenen Söyle Bana Yarışması 'na hepiniz hoş geldiniz." Alkış tufanı koparken perdenin arkasından çekilip nefesimi tuttum. Çok kalabalıktı. Muğla'daki lise yarışmasından daha profesyonelce ışıklandırılmış ve sahnesi kocaman olan bir salondaydık. Kuliste bizim gibi onlarca grup olduğundan içerisi ana baba günüydü. Kalabalık daima beraberinde hata ve rezillik getirirdi. Oralara hiç girme Ecem. "İyi misin?" Hilal yine test sorularına gömülmüştü. "İyi olmamam için bir sorun mu var?" "Bilmem. Üniversite sınavlarından kurtulmamıza rağmen soru çözmeye devam ediyorsun. Bir şey seni kemirmeye başladığında matematiğe sığınırsın sen." Kalemi hareketi kesti. Üzerimdeki pullu yeşil elbiseye avucumu sürdüm. "Annemler gelmedi." Bakışlarını kaldırıp asık bir suratla baktı bana. Annesi onun bu grupta şarkı söylemesine kesinlikle karşıydı. Üniversite sınavına girip başka çalışacağı sınav kalmayınca onu rahat bırakmıştı. Yine de onun hayalini desteklemek için onunla gelmemişti. Tıpkı Tarık'ın babası gibi. Onların aileleri her şeyi veren ama en önemlisini esirgeyen yetişkinlerden oluşuyordu. Takdir etmeden ve başarıları övmeden daima fazlasını bekleyen bir ebeveynim olsun istemezdim. Hilal'in annesi öyleydi. Tarık'ın babası gibi de öfkeli ve sürekli aşağılayan bir babam olsun istemezdim. Derin bir soluk alırken dizimi yere yaslayıp Hilal'le boylarımızı eşitledim. "Onlara ihtiyacın yok. Çok zekisin ve aynı zamanda yeteneklisin de." Önündeki kitabı kapatıp kalemi elinden aldım. "Gitar yerine piyano seçmiş olsaydım annem katılırdı biliyor musun? Kendi hayatımda istediğim ilk ve tek şey olduğu için bunu kabul etmiyor." dedi kırgın bir sesle. "Keman çalabilirdim mesela. Piyano, çello...Bunların hepsine tamam derdi. Hatta ders için değil de müzik için çabalamam için hocalar tutardı." "O zaman sorun sende değil. Hayatının büyük bir kısmını onların beklentilerine uymak için çabalamışken yalnızca gitar çaldın diye burada olamayacaklarsa onların sorunu." Berbat ebeveyn, hatta yetişkin oldukları anlamına geliyordu. "Haklısın." Bakışlarındaki kırgınlık silinmemiş olsa da oturduğu yerden kalkıp çenesini dikleştirdi. "Vaktimiz varken hava almaya çıkalım." Etraftaki kalabalıkta yolumuzu bularak kulisten çıktık. Koridorun sonundaki çıkış kapısına yöneldiğimiz sırada içeri bir kadın girdi. Koyu kahverengi saçları at kuyruğu şeklinde toplanmış, hafif bir makyaj yapmıştı. Yuvarlak yüz hatlarına eşlik eden çenesindeki gamzeydi. Sıcak hissettiren yeşil tonlarındaki gözleri etrafta acele edercesine gezinirken Hilal hafifçe ciyakladı. "Duru abla?" "Hilal." Dedi kadın rahat bir soluk almadan hemen önce. "Geç kalmadım değil mi?" Hilal adımlarını hızlandırıp koridorun ortasına kadınla buluştu ve selamlaşmak için sarıldılar. Kadın çok güzeldi ve Hilal'e benzemediği için akrabası olma ihtimalinin üzerini çizip attım. Uzun boyluydu ve buna rağmen giysem yere yapışacağım topuklu ayakkabılarını giymişti. "Sahneye çıktınız mı?" "Yok daha çok var. On beşinci grubuz." Kadın bakışlarını etrafta gezdirirken benimle göz göze geldi. "Ecem gel." Hilal'in yanına kadar adımladım. "Tarık'ın babasının eşi." "Merhaba." dedi sıcak bir tebessümle elini uzatırken. "Duru ben." "Merhaba. Memnun oldum." Elini tutup sıktım. Bakışları hızla ikimizin gözleri arasında gidip geliyordu. "Tarık nerede?" "Sabah salonda görüşürüz, diye yazdı. Hala yok. Geldiğini görünce çok mutlu olacak." Hilal neşeyle konuşurken eliyle misafirlerin girdiği kapıyı işaret etti. "İlk iki sıra aileler için ayrılmış. Söylersen seni alırlar." "Tamam. Hadi boş şans size." Hilal'e yaptığı gibi yanaklarımı öptü ve misafirlerin olduğu kapıdan içeri girdi. "Güzel kadınmış." diye mırıldandım.…