dünya nefesini üflediğinde

beşin onu; tüm gövdeyi yürüdüğünde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı

Bölüm görselleri

dünya nefesini üflediğinde - beşin onu; tüm gövdeyi yürüdüğünde bölüm görseli 1
dünya nefesini üflediğinde - beşin onu; tüm gövdeyi yürüdüğünde bölüm görseli 1

• “Ne demeye geldim ben şimdi?” İlter’in odasına girer girmez sesini yükseltmişti kadın. Henüz kapı açılmadan duyduğu seslerin Uya olduğunu anlamış, derin bir iç çekmişti. Kollarını iki yana açarak halının üstünde mekânın sahibi endamıyla yürüyen kadın, odayı incelerken bir ıslık çaldı ve İlter o zaman şaşırarak başını kaldırdı. Islık çalmayı öğrenmiş. “Seni kuzeyden de alıp Disiplin Çukuru’na göndermemi ister gibi bir halin var. Daha bu sabah birini göndermiştim oysa, bilsem aracı senin için de bekletirdim.” Ağırca arkasına yaslandı, ellerini kavuşturarak Uya’ya baktı. “Sana da saygılar, Çeri Uya. Hayır, oturma, gidiyoruz.” Kalkarak Uya’nın yanından geçip koridora çıktı. Arkasından gelen kadın “Dışarı mı çıkıyoruz? Buraya kadar ne diye yürüdüm ben?” “Öge’nin ayağına gelmesini mi beklerdin?” “Mantık beklerdim, malum, Ortabaşım sağduyusu ile bilinen birisidir.” Eski ünvanını duyan İlter dişlerini sıktı. “Cebe’nin selamı var ayrıca. Çok meşgulmüşsün, epeydir ziyaretine gidememişsin.” Sarayın etrafından dolaştılar, bahçeyi geçtiler ve Tımevi’nin revakları altında ilerlediler. Arkalarından gelen Çeriler kapıda durarak onlardan ayrıldığında İlter’in adımları yavaşladı, nihayet Uya’ya baktı. “Sorumluluk dağ olunca Gök vakitle kutsamıyor. Tekerlekli sandalyesini nasıl buldun?” dedi ama Uya yanıt veremeden (yüksek ihtimalle hoş karşılıklar olmayacaktı bunlar) karanlıkta kaldığından göremediği merdivenlerden çıkan Tayan onlara seslendi. “Uya, ne uzun zaman oldu ama. Nasılsın? Sargın iyi duruyor.” Uya’nın koluna giren Kam onu merdivenlere yönlendirip bir yandan da elini pat patlıyordu. İlter arkalarından gelirken Uya’nın omuzlarının düşüşünü izledi. Rahatlamayı sağlayan Tayan’ın varlığı mıydı yoksa bir şeyler mi yapıyordu, İlter bunu merak ediyordu. “Neden buradayım?” dedi ve eli dramatik bir şekilde sargısına uzandı. “Beni Gökler’e mi kurban edeceksiniz?” “Gök senin kanını kabul etmez.” Merdivenlerin sonunda İlter yanlarından geçerek ilerideki kapının ardında kayboldu. Uya Tayan’a baktı, kadının suratı ciddiyete bürünmüş olmasına rağmen bakışları rahatlatıcıydı. “Merak etme, sana bir şey olmayacak. Fikrini almak için buradayız.” İçeriye girerken “Pek kıymetli Öge’m dururken benim fikrim mi?” diye bir kez daha şakaya vurdu Uya ancak kimse ona aldırmadı. Uya’nın takıldığı ilk şey sessizlik olurken odada yatan cesetleri görünce ifadesi dondu. Gözlerinin önündeki sahne ona başka görüntüler gösteriyor, çok kısa süreliğine cesetler başkalarına benziyordu. Kalbinin onu yoklayan atışı ile derin nefes alarak omuzlarını dikleştirdi Uya ve iyisin dedi, belki kalbine belki zihnine, o da emin değildi. İlter Gediz’in yanında, cesetlerin arkasında dikiliyordu. Emçi ile iki sağaltıcısı odanın yan tarafında, sanki İlter gittiğinden döndüğü ana dek hiç kıpırdamamışlar gibi aynı konumdaydı. Oda ot kokusuyla kaplıyken çürüyen et bastırılmıştı fakat yine de dikkatli birinin fark etmesi için oradaydı zira Gediz burnuna fazladan otlar tutuyordu. Onları tanımıyorsun, dedi kendisine Uya. Bunlar yabancı. Hemen sonra birine takıldı ve tanıdık yüz karşısında kaşları çatıldı. Tayan’ın yanından ayrılarak cesede yaklaşırken çenesini sıktığının farkında değildi. Yatan kadının rengi atmış bedenine, uyurken dahi çatık kaşlarına ve dün onu azarlamaktan geri durmayan dudaklarına baktı. “Tanıyor musun?” dedi Tayan. Bunun üzerine İlter’in yüzünde dışarıdan bakanın fark edemeyeceği kadar hafif bir değişim oldu, adam kaşlarını çatıp gözlerini kısmıştı. Uya’nın buradan birini tanıyor olabileceğini düşünmemişti ki bu hiçbir şeyi değiştirmezdi. “Tavuk’u satmıştı,” diye mırıldandı Uya. Tayan bir anlam verememiş, İlter ise Uya’nın atlara verdiği tuhaf isimlerine alışık olduğundan ilgisi yerini ifadesizliğe bırakmıştı. Atını satan bir kadın Uya için mana ifade etmiyor demekti. Yalnzıca iş için denk gelmiş iki yabancıydılar demek. Öyle ki Uya da şaşkınlığından çabuk sıyrılarak cesetten uzaklaşıp odadakilere, Tayan’a ve İlter’e baktı. “Ne bu? Neden ölmüşler?” İlter yankı yapan odad…

Bölümün tamamını WritePad'de oku