dünya nefesini üflediğinde

beşin dokuzu; beşbıyıklar azalıp bittiğinde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı

bölüm adı * Uya ağlayarak uyandığı ilk kâbusunu Orta'ya katılmadan seneler önce görmüştü. Yolunun Yipören'e düşmesine daha aylar vardı ve Almatepesi'nde elma toplanmasına yardım ediyordu. Görece huzurlu günler geçiriyordu genç kız ve bir noktada yoluna devam etmeyi unutuvermişti. Belki de buraya yerleşirim düşüncesi günün ilk ışıklarıyla uyandığında ve sabahın serinliğini hissederek gerindiğinde aklından geçen ilk ve elmaları toplamayı bitirip yemeklerini yedikten sonra ateşin etrafında veya soğuk havalarda birinin evinde gece eğlencesinin ardından yataklarına gittiklerinde son düşünceydi. Ağaçların arasında dinlenirlerken gözleri açık ya da kapalı olsun muhakkak konuşurlardı ve Uya yaşça büyük ya da küçük herkesten bir şeyler öğrenirdi. Ona meyveleri tanıttılar, ağaçların dilinden bahsettiler ve gördüğünde ilk içgüdüsü vurmak olan hayvanları sevdirttiler. Neyin tehlikeli ve neyin zararsız olduğunu ezberlediğinde her gördüğü böceği öldürmeye yanaşmıyordu artık. Elmaların içinden çıkan kurtlara onların rızkı gözüyle bakmayı öğrendi fakat bu, gördüğü solucanları eline alıp köydeki ufaklıkları korkutarak peşlerinde koşmasını da engellemedi. Yalnız yaşayan yaşlılardan biri ona boş odasını vermiş, küçük yaşta ölen torunu yerine Uya'yı sahiplenmişti ama bunu katiyen kabul etmiyordu. "Benim torunum uslu bir şeydi, bu haşere ile hiç alakası yok. Şuna bak, büyüyememiş de yaygara çıkarmaktan keyif alıyor," derdi. Fakat Uya'yı sever, sürekli aç olup olmadığını sorar ve yanıt ne olursa olsun muhakkak odasına bir şeyler bırakırdı. Yağmurlu bir geceydi. Uya uzun süredir rahat uyuyor olmaktan, günün yorgunluğu ne olursa olsun gevşemiş kaslarıyla yumuşak minderlerin üstünde yatmaktan pek huzurluydu ve kendisini derin, dinlendirici bir uykuya atmaya hazırdı. Gözlerini yumduğunda yağmursuz bir gündeydi. Kendisiydi ama gözleri kirli camlardan ibaretmişçesine etrafı bulanık görüyordu. Yanındakileri seçemiyor, yüzlerini göremiyor ve seslerini de zaten duyamıyordu. Rüyalarda duyduğu tek şey yankılar ve doğa olurdu çünkü İyeler sesleri yutar derlerdi. Rüyada isimleri düşünme, İyelere güç verirsin ve konuşabildiğini fark etsen de sakın sesini salıverme, sonsuza dek kaybedersin. Uya her seferinde konuşmayı denerdi ama sesi hiçbir zaman çıkmadı. Güldüğünü biliyordu, yanındakilere güvendiğini hissederken onlarla birlikte kendisini hiç olmadığı kadar rahat hissediyordu. Bu his Uya'nın uyanık dünyada bir gün bulursa şayet o noktaya yerleşeceğine dair kendisine söz verdiği derin bir arzuydu. Rüyası ılık bir günde suyun üstünde durmak gibi hissettiriyordu. Kulaklarına dolduğunda sesleri boğan, ara sıra kuşları ve rüzgârı ve ağaç yapraklarının sohbetini ona taşıyan, bedenini okşayan ve güneşin ısısıyla kaslarını gevşeten bir su. Uya gülümserken uyuyan bedeninin de onu taklit ettiğinden bihaberdi. Sahneler değişti ama Uya bunu yalnızca biliyordu . Göremediği olaylar arasında, olmayan insanların arasında mutlu bir rüyaydı ve sonra yağmur bastırdı. Göğsüne taş bindi ve nefessiz kaldığını hissetti. Çevresindekiler yok oldu geri geldi ama eksiklerdi. Uya nefreti hissetti. İttiriliyordu, eller yoktu ama vardı ya da kendi kendine düşüyordu fakat boğazının etrafı fazla sıkıydı. Nefret üzerine yağıyordu ya da yağan kendi gözyaşlarıydı. Uya'nın rüyası bir kâbusa dönüşürken sular taştı ve Uya boğuldu. Omuzları sarsılarak uyandırıldığında yanakları ıslaktı. İkinci seferinde Orta'daydı. İlter ile Tunga avlanırken Esu odun topluyordu. Cebe'nin kılıç kesikleri iyileşene kadar kıpırdaması yasaktı, bu yüzden de Uya ile küçük ateşin başında kalmışlardı. Çantasına başını dayamış halde uzanırken kollarını kavuşturmuş, kırdığı dizine bacağını atmıştı. "Uyuyakalacaksın," demişti Cebe. "Uyumam uyumam, gözlerimi dinlendiriyorum sadece." "Sence sabahki kapanlara takılmış tavşan mı bulacaklar yoksa ağaçlardaki ağlara takılmış kuş mu?" Fakat yanıt gelmedi çünkü Uya tabii ki de uyuyakalmıştı. Bu sefer olduğu gibi kâbusun içine düştü. Parmakları kırılıyordu. Kemiklerinin acısını o denl…

Bölümün tamamını WritePad'de oku