dünya nefesini üflediğinde

beşin yedisi; rüyalar gürültülü olduğunda

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı

Bölüm görselleri

dünya nefesini üflediğinde - beşin yedisi; rüyalar gürültülü olduğunda bölüm görseli 1
dünya nefesini üflediğinde - beşin yedisi; rüyalar gürültülü olduğunda bölüm görseli 1

• Cebe yaşıyordu ve Uya senelerce fazladan bir kımızı boşa dökmüştü. Zindanın içinde, ayağa kalkmadan önceki pozisyonunda otururken saçlarını çekiştiriyor ama yarasını acıtmamaya da özen gösteriyordu. Cebe yaşıyordu ve Uya senelerce üç kişinin yasını tutmuştu. Bu, hüznünü azaltmıyordu elbet ama yine de kulağının arkasına inen minik örgüsünde taşıdığı üç boncuktan birinin tamamen işe yaramaz olduğu manasına geliyordu. Üşüyordu ama tahta döşeğe uzanacak gücü içinde bulamıyordu, olduğu yerde cenin pozisyonunda yatarak dizlerine sarıldı. Yaşlanmış diye düşündü karanlığa bakarken, istemsizce, durduramadan ve aklının Cebe'den ona kaymasına kızarak. "Yaşlanmayıp ne edecekti? Kırışmış bir ton, yanmış gibi de sanki. Gerçi, sarayda daha az güneş alıyor, eskiden daha çok yanıyordu. Ben mi unuttum acaba? Daha da mı karaydı yoksa eskiden? Daha sert baktığı kesin... Of, Uya sana ne. Sussana sen bir." Fısıltıyla kendini azarlarken sırt üstü döndü ve ellerini göğsünde birleştirdi. "Ben de yaşlandım mı acaba? Ne gördü bana bakınca kim bilir? Berbat haldeyim, kokuyor muyum ki?" Kolunu kaldırıp kendini koklamaya çalıştı fakat sert zemin kemiklerine batarken canı acımıştı. "Bilseydim seni süsler püslerdim." Tayan'ın sesi ile havada kalan kolunu gerinmek için kullanarak doğruldu Uya. "Kokuyorsun diyorsun yani?" "Bunun farkındasın sanıyordum." Tayan zindanın kapısını açarken Uya sesindeki muziplikten emin değildi. Gerçekten kokuyor olamayacağını düşünüyor ama ter içinde kalıp bayıldığını düşünürse (iki kez) bu sıcakta yüksek bir olasılıktı. Kendi kendisine yüzünü buruşturarak ayaklandı. "Kimse bana bir duş ve oda teklif etmedi, o kadar yoldan geldim. Ne yemek ne yeni kıyafetler... Misafirperverlik konusunda pek eliniz açık değil sanırım." "Saraya kapıdan girseydin belki de şu an yumuşak bir döşekte uyuyor olurdun, hem de hamamdan sonra. Hadi kalk, kafandaki çatlakla burada yatman iyi olmaz." "Emin misin? İlter sabah seni yemesin sonra?" "Benden ona doyurucu et çıkmaz. Hadi, düş peşime." Uya yankılı adım seslerine karışan metal şıngırtılarını takip ederek koridorun sonundaki merdivenlere geldiğinde kalbinin ritmi bozuldu ve atışı kulaklarında gümledi. Tüm göğsü bu titremeyle sıkışırken solukları kesikti ve arkasına bakan genç kadının adımları kararsızlıkta kaldı. Gitmesi yine bir emre karşı gelmekti ve İlter onu burada bırakmışken çıkmayı seçmesi, onu beklemeden başkasını izlemesi doğru bir karar mıydı, bunu sorguluyordu şimdi. Tayan'dan gelen sesler belli belirsizdi artık, uzaklıkta boğuk bir yankıya dönüşmüştü. Uya kendisine kaçmadığını söyledi, saray Kam'ının onu çıkarmasının da bir yetki olduğunu ve hala daha sarayın içinde olduğunu hatırlattı. Üstelik İlter'in kendisi ona sabahleyin Kam'ı görebileceğini söylemişti. Bunu şimdi yapar ve işini hallettiğinden yola çıkarsa adamın onunla uğraşmasına da gerek kalmazdı. Yeniden görevlendirme meselesinden hiç umut olmadığını da öğrenmişti. Onunla işi kalmadığına göre Uya pekâlâ Kam'ı takip edebilirdi. Sonra da İlter'i bir daha hiç görmezdi. Göğsünde ikinci bir dalgalanmanın ardından derin bir nefes alarak merdivenlere yönelen Uya, kadına yetişmek için hızlı hızlı çıkarken kemiklerini sızlatan zonklama ile duvara dayandı. "Ah ulan ah, her seferinde böyle kafama mı batacaksın sen?" "Ne dedin?" "Beynime batıyor adeta..." "Bana mı diyorsun? Amma geride kalmışsın sen de. Düştün mü yoksa?" Uya kadına yetiştiğinde kenardaki çeriler bir ona bir Kam'a bakıyor ama sessiz kalıyorlardı. Kadının gülümseyen suratında hiçbir endişe emaresi olmayışını kat be kat kapatan çeriler, köşeden İlter gelse anında yere kapaklanacak gibi bir haldelerdi. Tayan'ın peşinden ağır ağır giderken farklı bir dönüş aldılar. "Umarım beni güzel bir odaya götürüyorsundur." "Seni zindandan çıkarabilirim ama kafama göre sarayda oda atayamam. Hamama gidiyoruz çünkü gerçekten yıkanmalısın." "Saray adabı da pek kibarmış doğrusu." Hamamın kubbesi altında gece içeri süzüyor, yıldız biçimli pencerelerden her adımlarında ay belirip kayboluyordu. Ka…

Bölümün tamamını WritePad'de oku