dünya nefesini üflediğinde

beşin altısı; defalarca kullanılan yol geçmişte ka

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı

Bölüm görselleri

dünya nefesini üflediğinde - beşin altısı; defalarca kullanılan yol geçmişte ka bölüm görseli 1
dünya nefesini üflediğinde - beşin altısı; defalarca kullanılan yol geçmişte ka bölüm görseli 1

• Saraya izinsiz girişi ilk duyduğunda sakindi. Nöbetçileri sorgulamadan önce aptal cesaretini gösteren kişiyi bulmayı buyurmuş ve beklemişti. Bahçıvanlar bir çeriye benzediğini söylediğinde meraklanmıştı. Belki de onlardan biriydi ve arkadaki geçidi bilerek girmişti, belki de tehlike yoktu. Sonra ana kapıdakilerin kısa sarı saçlı bir kadının geçmesine izin verdiklerini duydu ve öfke o anda geldi. Uya'dan başka kim olabilirdi ki zaten diye düşünerek kendi kendisine gülüyordu İlter, Kam'ın yanında olduğunu söyleyen çerileri takip ederken. Tabii ki de işlerini aksatmasına sebep olan, vaktini saraya giren kaçağı arayarak geçirmesini sağlayan Uya'ydı. Kam'ın odasına girdiğinde ona söyleyecek çok şeyi vardı. Gözlerinin önünde beliren bilmiş yüz ifadesini hatırladıkça kelimeler ikiye katlanıyor, kanı kaynıyordu fakat görüntü kısa süreliğine de olsa onu en son gördüğü ana kayıyordu. Anımsamak istemediği bir anıydı. Fakat onu gördüğünde, sanki ortalığı karıştıran inatçılığa sahip vahşi bir kadın değilmiş gibi Kam'ın döşeğinde baygın ve sakin halde yatarken gördüğünde hissettiği ilk şey öfke değildi ve İlter bundan fazlasıyla rahatsız olmuştu. Uyandığında ve onu görmeyi beklemiyormuş gibi afallamışça suratına baktığında İlter söylemek istediği şeylerin bir önemi olmadığına dair bir yorgunlukla kaplandı ve onu zindana götürmelerini söyleyip arkasını döndü. Şimdi onu zindanda bekletirken odasında, etrafa dağılmış kandiller ile yağ lambalarının loş ışığı altında iskemlesinin sırtına ellerini dayamış halde kapalı gözleriyle duruyor, düşünüyor ve de düşünmüyordu. Şu an Yegbent sınırlarından gelen bildirileri yanıtlaması, Öğüt Odası'nda çeri sorunlarına çözüm üretmesi ve Divan'da Hakan'ın kulağına fısıldaması gerekirken odasındaydı ve Uya yüzünden işleri aksamıştı. Bu düşünce ile gülerken başını iki yana salladı. Her şeyi bozuyor, her zaman her şeyin ortasında bulunuyor. Desenli bordo kaftanının omuzlarını düzeltti, büyük odanın diğer ucunda taş sunağın üstündeki tasta yüzünü yıkadı; ensesine inen saçları örülüydü fakat alnından kaçan birkaç tel gözlerine iniyordu. Gözüne, dedi kendini düzelterek. Metale ve bir gözüne. Yüzüklü ellerini arkasında birleştirdi (ünvanının kazılı olduğu akikten mühür yüzüğü sağ elinin orta parmağındaydı, askeri otoritesini temsil eden sade siyah oniks taşlı yüzüğü ise aynı elin işaret parmağında ve sol elinin yüzük parmağında yalnızca ametistten ince bir tane vardı) ve kapısında bekleyen iki çeriyi arkasına alarak zindana indi. Merdivenlerden indikçe önce büyük pencerelerden saraya dolan ışık yerini meşale alevlerine bıraktı, hava ağırlaştı ve koridor darlaşınca duvarlar adeta üstlerine gelir oldu. Adım sesleri ve mahkûmların kıpırdayan zincirleri yankılanarak duvardan duvara sekiyordu. Uya'yı elbet buraya getirtmeyebilirdi, yukarıdaki divanlardan birinde de bekletebilir, başına nöbetçiler dikerek de onunla konuşabilirdi. Ve pekâlâ onu zindana da atabilirdi. İlter'in yaklaştığını gören çeri, önünde dikildiği hücreden geri çekilerek Öge'sini selamladı ve İlter Uya'ya baktı. Tabure vardı ama o yere oturuyordu, dizlerini kırarak kollarını üstlerinden atmıştı. Sargılı başı duvara yaslanmış, gözleri kapalıydı. "Pek erken geldin," dedi onları açmadan. "Bu kadar sabırsızlandığını bilmiyordum." Kadın tembelce gülümseyerek başını duvardan çekti ve gözlerini açtı. "Süslendin mi sen? Güzel kokular geliyor burnuma da. Benim için zahmete girmene gerek yoktu." "O kadar leş kokuyorsun ki temiz birisi sana ziyadesiyle çaba sarf etmiş geliyor, kendini hala göklerde görüyorsun Uya. Saraya neden geldin?" "Bunu sormak için beni zindana atmana gerek var mıydı gerçekten?" "Kaçak girmiş birinin uyanmasını beklediğimiz için kendini şanslı saymalısın, aksi takdirde bu şekilde yumuşak bir sohbet ediyor olmazdık." "Bak ne güzel, kendin de söyledin. Bir tehdit değilim." "Son dediğine inanmıyorsundur umarım yoksa seneler sana hiçbir şey öğretmeyecek denli acımasız olamaz." Bu yanıt kadını susturmuştu. İlter onun dudaklarındaki seğirmeyi, gö…

Bölümün tamamını WritePad'de oku