dünya nefesini üflediğinde

beşin dördü; yollara yahut yollarda düştüğünde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde – bizâr kitap kapağı

• "Emin misin?" Uya sabahın ilk ışıklarında bohçasını hazırlamaya başladığından atının eğerini düzelttiği ana kadar Hilye defalarca aynı soruyu sormuştu. "Daha yeni kalktın, başındaki çatlak geçmedi, hala dengesizsin. Git dedim de bu kadar erken demedim." "Hilye, bininci defa tekrar ediyorum, canım dostum, Çeribaşım, iyiyim. Bak," diyerek zıplayarak ellerini havada çırptı Uya. "Dengem de yerinde, harikayım." Atından yana dönüp arkasını arkadaşlarına çevirdiğinde gözlerini birkaç kez kırpmak zorunda olduğunu görmemişlerdi. Zıplamasan olmuyordu sanki dedi kendini azarlayarak, başındaki zonklamaya lanetler okuyordu. Hilye'nin derin iç çekişini duyarken atının önüne geçmiş, başını okşuyordu şimdi. Sana bir isim vereceğim, dedi ona gülümseyerek. İzaz ilaçlarını küçük bir sandığa koyup yanına da ne olur ne olmaz diye talimatları yazıp rulo yaptığı bir kâğıt koymakla meşgulken Basat da yanına vermek için yemek hazırlatıyordu. Hilye, Uya'nın yanına yanaştığında kadındaki tüm endişenin, Uya'nın da soluduğu havaya yayılarak ciğerlerine indiğinden emindi Çeri. "Hilye—" diye başladı ama kadın ondan önce davrandı. "Git dediğimi biliyorum, Kam'ı görmeni ben tavsiye ettim zaten ama gerçekten Uya, kendini yormamalısın. Kafandaki darbe basit bir hasar değildi. Söyle, gerekirse İzaz'ı da yanına vereyim, at arabası ile gidin. Hem dinlenmiş de olursun bu şekilde." "Beni yalnızca yavaşlatır. Tavuk'la dörtnala gideceğim, hemen de geri döneceğim. İlaçları da yanıma verdiler hem bak, iyiyim Hilye, gerçekten." "Ata tavuk mu dedin sen az önce?" "Evet? Severim onları, pek güzel hayvanlar." Hilye yanıt verecekse dahi susmayı tercih etti. Burun kemerini sıkarken gözlerini yumdu önce; bir eli belinde, başını sallayarak Uya'ya baktı ve "Peki o vakit," dedi. "Tez git tez dön ama sağlam dön." İzaz minik sandık ile geldikten az sonra da Basat koca bir bohça ile onlara katıldı. Genç çocuk Uya'ya sandığı uzattı ama kadın onu alamadan kendisine geri çekerek heybelerden birinin içine yerleştirdi, kontrol etti, tekrar açtı baktı ve herkesin gözü üzerindeyken bunu birkaç kere daha yaptı. "Ne olur ne olmaz, dikkat et bunlara tamam mı Uya? Hepsi senin için önemli. Notu da kaybetme ve lütfen, rica ediyorum, uy hepsine. Ben de mi gelsem acaba?" "Heh, ben de onu diyordum tam." Hilye, İzaz'ı işaret ederek Uya'ya anlaması gereken çok mühim bir gerçek varmış da kızın aklına bir türlü girmiyormuş gibi baktı. Uya sabır dilenmek için yukarı bakarken (bunun tamamen alışkanlıktan yapıyor, şayet Gök'te biri varsa sabır dilenmesine bakarak onunla yalnızca alay ettiğini düşünüyordu) Basat da bohçayı diğer heybeye yerleştirdi. "Basat, o bohçada kaç aylık öğün var?" "Bunun midesi on kurt kadar bilmiyor musun Çeribaşım. Doymaz bu. Hem ata diye de koydum." "Duydun mu Tavuk? Basat seni de düşünmüş, güzel bir yolculuk olacak." "Ata tavuk mu dedi az önce o?" "Sorgulama." "Ne alıp veremediğiniz var tavuklarla be sizin!" "Hadi git artık, güneşi yeme. Dikkatli ol, sakın uyuyakalma ata— Tavuk'a güvenip." Hilye, Uya'nın omzunu sıvazlayıp geri çekildi ve genç kadın atına bindi. "Yanına bir sağalçak mı tutsaydık?" dedi İzaz ama Hilye onu da kenara çekiyordu şimdi kendisiyle beraber. "Saraya gidiyor zaten, bakarlar ona orada; dert etme bu kadar." "Ama yol—" "Dönünce görüşürüz," dedi Uya onlara atı dehlemeden hemen önce ve güneye sürdü. * En erken anısı bir sokak kenarında uyuduğu zamana aitti. O anda doğmuşçasına bir uyanış vardı aklında, derin bir nefes çekiş, sanki ölümden kalkmış. Üşüdüğünü anımsıyordu, sonra da titreyerek yandığını çünkü kavurucu güneş tam ona vuruyor ve yılın en sıcak zamanlarını yaşıyorlardı. Üstünde buruşuk ve kirli bir gömlek vardı; öyle kirliydi ki rengi gri sanılabilir, öyle buruşuktu ki hırpalandığı düşünülebilirdi. Şalvarının bir paçası dizine dek yırtıktı ama kalanı iş görüyordu. Pabuçlarının önleri aşınmış, birinin tabanında delik açılmıştı. Uya önünden geçtiği bir aynacının dışarıda sergilediklerinde yansımasını görmüştü, kendisine dair ilk izlenimi buydu: Kafasın…

Bölümün tamamını WritePad'de oku