dünya nefesini üflediğinde

beşin biri; korku kurtları içini kemirdiğinde

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• • Tüm varını yoğunu toplayıp (bu pek az şey ediyordu) şehri terk etmeyi düşünüyordu (yine). Güzey mezarlığa giderken tüm dertlerinin biteceğinden ve eski yaşamına döneceğinden o kadar emindi ki şu an içerisinde bulunduğu panik ve nefret, nefret ve panik ve sonra tekrar nefret ve panik ve üzüntü döngüsünden ötürü mide bulantısından kıvranıyor olmaktan hiç memnun değildi. Çerileri hesaba katmamış, onları tamamen unutmuştu; Yalvarma gecesinde mezarlığa kadar geldikleri aklından çıkıvermişti işte. Ve dahası mezar açmanın bu kadar zorlayıcı olacağını hiç düşünmemişti. İğneden kurtulamamış, küreği kaybetmiş ve belki de birini öldürmüştü. Açık bir mezarlıkta (üstelik kendisinin açmayı beceremediği, bambaşka ve alakasız bir çukurdu bu) baygın (ya da ölü) bir çeri yatmaktaydı. Karanlık olduğunu söylüyordu kendine, yüzünü görmesinin olanaksız olduğunu hatırlatıyordu, izini sürmelerinin pekâlâ imkânsız olduğunu tekrarlıyordu; Ölüm'ün ona yardımcı oluşunun pek hoş olduğunu düşünüyor ama bu noktaya anlam vermekte de zorlanıyordu. Karanlıktı. Beni görmedi. Beni görmüş olamaz. Yüzümü nasıl seçebilirdi ki? Güvendeyim. Gergin olması için hiçbir sebep yoktu (iğne ve ona musallat ölüm dışında). O halde göğsünün içinde dolanıp duran kurtlar çıkış yolunu arıyor olmalılardı, öyle değil mi? Güzey korkuyor, huzurunu bozacak tek bir aksaklık gelip kapısını çalacak diye endişeleniyordu. Tüm gece uyumadı, yatakta sola döndü ve gidebileceği yerleri düşündü, sağa döndü ve her şeyin yolunda olduğu telkinleri ile buradaki sakin yaşamına devam edeceğine inandı. Tüm bunları yaparken iğneye sıkı sıkıya sarıldığının farkında dahi değildi. Geleceği düşledi: Birinde burada, Neza ile yaşamını sürdürüyor, dükkânın önemli bir bireyi olmaya devam ettikçe ve Neza da elden ayaktan düştükçe artık Güzey başa geçiyor, kadın öldüğünde de her şey kendisine kalıyordu. Dükkânı istediği gibi düzenleyebileceği fikri karanlıkta yatmışken kapalı gözleri ardındaki renkler ile onu gülümsetmişti. Daha fazla elbisesi vardı bu düşte, daha farklı renkler ve tarzlar, saçları için daha çok takı ve daha fazla bone, eşarp, belki şalvarlardan da denerdi kim bilir. Diğerinde yollardaydı Güzey. Tek bir elbiseyle (o da yamalarla kaplı, kirli ve kuru çamurlarla süslü ve kokar halde) elinde bir torba, içinde belki iğne iplik, birkaç parça yemek var, sikkeleri gerdanında duruyor. Perperişan halde, onu yanına almayı kabul eden at arabalarının arkasında bir yöne gidiyor ama hangi yöne bilmiyor. Şanslıysa, Aziz Tali yanındaysa, yolu saraya düşer. Ne de olsa saray çevresi daha canlı, daha fazla iş imkânı var ve daha fazla müşteri. Şanssızsa yolu köylere hatta daha kötüsü arazilere düşer ve orada da terzilikle alakalı hiçbir şey bulamaz. İşçi olmak durumunda kalır, tarlada çalışır, meyve bahçeleri kulağa o kadar kötü gelmese de daha çok yorulur elbet. Hem, orada onu kim korur? Kimse. Ve bir diğer ihtimalde ise ölüydü. İğne ona batmış, baykuş karartısı üzerine kapanmıştı. Bir mezarın içinde yatıyor, kimse onu duymuyor, sesi zaten hiçbir zaman çıkmıyor ve hareket edemiyordu. Toprak boğazına doluyor, nefes alamıyordu. Sonsuz bir zaman içinde hapsolmuş halde dünyanın altına gömülü, yatıyordu Güzey. Bu düşünce yataktan kalkıp pencereye gitmesine sebep olacak kadar soluksuz bırakıyordu onu. * Uyandı ve bekledi. Her gölgede ölümü görecekmişçesine zıplıyordu, dükkâna her biri girdiğinde onu almaya geldiklerini sanıyordu. Neza onu süzüyor, arada kaşları çatık izlerken kendi kendine bir şeyler fısıldayarak başını sallıyordu fakat hiçbir şey demedi çünkü Güzey işleri hallediyordu, onu da dahası ilgilendirmiyordu. Gün bitti, ölüm gelmedi (bunun sebebini merak ettiğini kendisine itiraf edemiyordu henüz ama iğne hala daha ondayken ne diye ortadan kaybolduğunu merak ediyordu) ve kimse kapısına dayanmadı ama Güzey emin olma arzusu ile yanıp tutuşuyordu. Uyudu ve uyandı ve bekledi. Her şey her zamanki gibiydi ama her şey daha tehlikeliydi. Fırıncının karısı dükkân penceresinden içeri daha mı uzun süre bakmıştı? Sip…

Bölümün tamamını WritePad'de oku