dünya nefesini üflediğinde

ikinin üçü; ölüm elini uzattığında

Yazar:

dünya nefesini üflediğinde - bizâr kitap kapağı
dünya nefesini üflediğinde kitap kapağı

• Karanlığa karışmış varlığın başta seçebildiği tek özelliği yanan gözleri ve burnuna dolan yağmur kokusuydu. Güzey'in korkusu kesik dilini yuttuğunu hissettirecek kadar boğazını tıkamış, adımları savsakça geriye giderken dengesini kaybetmişti. Küçük kulübede sendeleyerek duvara yaslandı ve ona baktı. Karartıların arasında daha karanlık olana, kırpmadığı kor gözleriyle ona bakan devasa kafaya ve tavana tutunmuş ters gövdesine; başı olduğu yerde dururken yavaşça yere inen ve dönen bedenine baktı: Kulübeyi neredeyse tamamen kaplayan ve ardından küçülen, ufalarak bir insan formu kadar incelen uzun bedenine. Güzey eğer konuşabiliyor olsaydı o gün bu yetisini kaybederdi. Solukları burnunun hırıltılarıyla yükseliyor, etrafta başka hiçbir ses yankılanmıyor ve ölüm ona bakıyordu. Karanlığın farklı tonları ile bezenmiş bir kulübede dikilen figür, uzun boyuyla adeta üzerine kapanırcasına yükselirken gözlerini gerçekten de hiç kırpmıyordu. Konuşmadı. Ölüm başını yana yatırdı ve Güzey nefesini tuttu. Saldıracak mıydı? Ruhunu mu alacaktı? İğneyi mi istiyordu? Yoksa bedeni çoktan ipliklere dikilmiş ve canlı canlı toprağa mı kurban edilmesi gerekiyordu? Soğuktu, Güzey titriyordu. "İğne," dedi Ölüm, bir tırpanı yoktu, "benim için olmalı." Yavaştı sesi, kelimeler tane tane çıkıyor, dilinden acelesizce kayıyordu; başta yapraklar arasında akan rüzgâr gibiydi tonu, ferah ve canlı ama net, üstüne kapanırcasına kuvvetli; sonra kuruyordu yapraklar, adımlar altında ezilip binlerce parçaya ayrılıyordu. Bir kadındı fakat sonsuzluk kadar eskiydi. Güzey köşeye büzüşmüş beş yaşında bir kız çocuğuydu, üşüyordu ve hayatı için korkuyordu. Yirmi dörtlük bir kadındı da aynı zamanda ve yaşamak istediğini haykıran zihni kaçış yolları arıyordu. İğneyi ona ver, dedi beyni. İğneyi ona fırlat ve kaç. Ölüm seni yakalamadan uzaklaş. Ama karşısındaydı işte ve ona dokunursa yok olur muydu? Tırpanı yok, dedi kendine . Tırpanı yoksa kurtulabilirim. Çok eskiden inandığı bir masaldı bu. Tırpan sana değerse ölürdün ama aksi halde ölüm kimseye dokun(a)mazdı. "Tırpanım var," dedi ölüm ve kulübenin içi şimşek çakarcasına aydınlandı, bir göz kırpışı kadar kısa, tırpanın gölgesi belirdi ve de kayboldu. "İhtiyacım yok." Bu sürede Güzey onu görmüştü. Küçük yüzünü, yukarı doğru çekik gözlerini, alnından burnuna çöküntüsüz geçişi, ince dudaklarını görmüştü; olmayan kaşlarını ama saç (eğer o gördüğü şey saçsa— bir tüyü daha çok andırıyordu) çizgisinin bir kalp şeklinde yüzünü kaplayışını görmüştü; uzun boynunun altında katmanlı kumaşı ve omuzlarındaki sivri uçların bedenine doğru nasıl kaydığını görmüştü. Bir baykuş dedi Güzey'in içindeki tüm korku. Ölüm bir baykuş şeklinde geldi. Sonra o baykuş kendisine yaklaştı ve Güzey mümkünmüşçesine daha geriye zıpladığında kafasını taşa çarptı. Sessiz iniltisi yalnız ağında kaçan havayla var oldu, iki büklüm olan kadın can acısının etkisine kapılarak karşısındakine korkusunu unuttu, öfkeyle soludu ve sesi hayal ederek boğazına abandı. Hiçbir işe yaramadı. "Bana ver," dedi Ölüm ve siyah gövdesinden bir uzantı ayrıldı; ona doğru açtığı kolu halen daha kıyafetine bağlı bir karartı, parmaklarıysa daha açık bir tondan uçlara doğru görünmez birer siyahlığa karışıyordu. Güzey, eli başının arkasında, solukları öfkeyle yoğunlaşmış bir sıcaklığı yüzüne yayarken bir dili olsaydı şayet ucuna gelebilecek kelimeleri yutuyordu. Eğer ölmeyecekse bu korkutmayı yersiz bulduğunu düşündü, devrilmiş sepetindeki iğneye uzandı ama sonra durdu. Tuzak olmalı dedi beyni. Ona dokunacağım ve beni alacak. Ruhumu toplamak için geldi, iğne bende diye. Beni kandırıyor. İğneyi avucunun içinde tutarak sepetle beraber doğruldu Güzey, sessizce birbirlerine bakıyorlardı şimdi. Ölüm, baykuş , başı yana iyice eğilmiş, onu inceliyordu. Hala kırpılmamış gözlerinin parıltısında bakışlarının eline indiğini gördü. Sonra birçok şey aynı anda oldu: Güzey baştan beri ihtiyacı olanı gördü, boştaki eliyle küreği kaptığı gibi kulaklarında atan kalbi eşliğinde ölümün üstüne yürüdü ve ölüm yok…

Bölümün tamamını WritePad'de oku